Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/13234 E. 2014/5668 K. 26.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13234
KARAR NO : 2014/5668
KARAR TARİHİ : 26.03.2014

Tebliğname No : 15 – 2011/260594
MAHKEMESİ : Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/05/2011
NUMARASI : 2009/477 (E) ve 2011/357 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık H.. B..’ın katılan U.. İthalat İhracat Konfeksiyon Ltd. Şirketi’nin Ankara bölge müdürlüğünü yaptığı, T.. Gıda Temizlik Ltd. Şirketi’nin ortağı ve yetkilisi olan diğer sanık Aydın’ın ise, katılan şirketle ticari faaliyeti kapsamında mal satın aldığı, sanık Aydın’ın katılan şirkete olan borcuna karşılık keşidecisi F.. İnşaat A.Ş. olan 29.09.2005 keşide tarihli 5.015 TL bedelli, 25.08.2005 keşide tarihli ve 7.670 TL bedelli, 15.08.2005 ve 15.09.2005 keşide tarihli 1.194,50’er TL bedelli, 20.08.2005 keşide tarihli 5.350 TL bedelli çekler ile borçlusu D.. Ltd. Şti. olan kefilinin de kendisi olduğu 20.08.2005 ödeme günlü, 11.000 TL bedelli bonoyu ciro ederek katılan şirket hesaplarına yatırılmak üzere sanık H.. B..’a verdiği, ancak sanık Aydın’ın suça konu çekler ile bonoyu katılan şirkete verirken, D.. Limited Şirketi’nin katılan şirketle ticari ilişkisi olmadığı halde, bu şirketi çeklerde ciranta, bonoda da keşideci olarak gösterdiği, ayrıca sanık Aydın’ın çekleri diğer sanığa verdikten sonra çaldırdığından bahisle karakola müracaat ederek Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce çeklere ödeme yasağı konulmasını sağladığı ve böylece sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda;
Sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Sanık H.. B..’ın savunmasında; katılan şirkette 2003 yılı haziran ayı ile 2005 yılı mayıs ayı sonuna kadar çalıştığı, çekleri ve bonoyu sattıkları mal karşılığında sanık Aydın’dan aldığını, buna ilişkin makbuz kestiğini, suçlamayı kabul etmediğini
beyan etmesi, dosya arasında suça konu 3 adet çekin alındığına dair 08.06.2005 tarihli tahsilât makbuzunun bulunması, sanık Aydın’ın ise savunmasında, suça konu çeklerle bonoyu kendisinin verdiğini, bonodaki imzanın ve çeklerdeki kendi şirketine ait cironun kendisine ait olduğunu, ancak bonoyu teminat senedi olarak boş halde verdiğini, çeklerdeki D.. Şirketi’ne ait cironun sonradan araya sıkıştırıldığını, bonoya da sonradan kaşesinin basıldığını, çekleri F.. İnşaat Şirketi’nden aldığını, suçlamayı kabul etmediğini beyan etmesi, F.. İnşaat Şirketi yetkilisi olan tanık F.. F.. Ağca’nın da çekleri ticari ilişkisi bulunan sanık Aydın’a verdiğini söylemesi, yine D.. Şirketi’nin yetkilileri olan E.. T.. ve T.. T..’un şirket hisselerini 27.04.2005 tarihinde devretmeleri, ayrıca bilirkişi raporunda ise sanık H.. B..’a ait imza ve yazı örneklerinin yetersizliği nedeniyle imza ve yazıların eli ürünü olup olmadığı hususunda görüş bildirilememesi, yine aynı raporda çekler ve bonodaki yazı ve rakamların sanık Aydın’ın eli ürünü olmadığı ancak “D.. Ltd. Şti.” şeklindeki isim ve adres el yazılarının sanığa ait yazılar ile benzerlikler bulunduğunun belirtilmesi karşısında;
Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, öncelikle sanık H.. B..’ın katılan şirkette hangi tarihler arasında çalıştığı hususunun net olarak belirlenip, şirket kayıtlarına göre işine son verilmeden önce izin kullandığı da göz önüne alınarak bono ile ileri tarihli olarak keşide edilmiş çeklerin katılan şirkete hangi tarihte verildiğinin ve buna bağlı olarak suç tarihinin kesin bir şekilde tespit edilmesi, yine sanık Aydın’a verilen malların hangi tarihlerde satıldığı tespit edilip suça konu bono ve çeklerin önceden doğmuş borca karşılık verilip verilmediğinin tespiti, sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması bakımından suça konu çeklerin U.. şirketine aynı anda mı yoksa değişik tarihlerde mi verildiği hususunun araştırılması, bilirkişi raporunun yetersiz olması nedeniyle sanıkların bol miktarda samimi imza ve yazı örnekleri alınarak belgelerdeki imza ve yazıların kime ait olduğu hususunun tespiti bakımından yeniden rapor aldırılması, D.. İnş. Tic. Ltd. Şti’nin hisselerini devralan kişilerin tespiti ile çeklerdeki cironun kendilerine ait olup olmadığı hususunda tanık sıfatıyla dinlenmeleri ve gerektiğinde imza ve yazı örnekleri alınarak çeklerdeki cironun kendilerine ait olup olmadığının araştırılması ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de;
2- Nitelikli dolandırıcılık suçu bakımında, suç tarihinin 08.06.2005 tarihi olarak kabul edilmesi karşısında, 08.07.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanun ile değişikliğinden önceki 5237 sayılı TCK’nın 158/1.f maddesinde öngörülen hapis cezasının alt sınırının 2 yıl, adli para cezasının da 5.000 güne kadar olduğu gözetilmeden anılan yasa değişikliğinden sonraki aleyhe düzenleme nazara alınmak suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.