YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13947
KARAR NO : 2013/18507
KARAR TARİHİ : 26.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesininin 5. fıkrasına göre; usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna göre, iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan Uluslararası Sözleşmeler, yasalar üstü bir konumdadır ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağlamaktadır.
İç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS), temel amacı, insan haklarının korunması ve bu haklara yönelik ihlallerin engellenmesidir. İnsan hakları, insan onurunu korumayı, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlamayı amaçlayan haller olup, insanın doğuştan var olan hak ve özğürlükleridir. Bu haklar, hak sahiplerini yetkili bir konuma getirirken, devleti ve diğer üçüncü kişileri o kişinin hakkına saygılı olma yükümlülüğü altına sokar.
AİHS madde 1’e göre, sözleşmeye taraf devlet, hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Madde 2’ye göre,her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Madde 3’e göre,hiç kimse aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Madde 8’e göre, herkes özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
AİHS, taraf devlete yaşamı korumak görevi vermektedir. Bu görev, sağlık konusunda tedbir almayıda içermektedir. Bu yükümlülük, devletin hastaların yaşamının korunması için uygun tedbirler alması konusunda sağlık kuruluşlarının uyması gereken kurallarıda öngörmesini de gerektirir.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayda; suça sürüklenen çocuk …’ün İstanbul’da annesi ile birlikte kağıt toplayarak yaşamlarını sürdürmekte iken … … ile anlaştığı, ancak yaşının küçük olması nedeniyle ailesinin izin vermemesi üzerine … ile birlikte İstanbul’dan kaçarak Yalova’ya geldiği, burada kendi aralarında düğün yaparak … ile birlikte karı koca hayatı yaşamaya başladığı, 2007 yılı Nisan ayında ve 06/06/2008 tarihinde bu ilişkiden iki çocuklarının olduğu, ancak İstanbul da yeşil kartını annesinin evinde bırakması nedeniyle, başkaca sosyal güvencesi olmadığından aynı evi paylaştıkları yengesi diğer sanık …’ın haberi olmadan o’na ait yeşil kartını alıp kendi fotoğrafını yapıştırarak doğum öncesi tedavilerini yaptırıp, doğumları gerçekleştirdiği, 06/06/2008 tarihinde ikinci kez doğum yaptığı gün görevlilerce kullandığı yeşil kartın üzerindeki fotoğrafın sonradan değiştirilip kullanıldığının tespit edildiği, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunun 17/4/2008 tarih ve 5754/38 sayı ile değişik 60. maddesinde, gelir tespiti yapılmaksızın genel sağlık sigortalılığı ya da bakmakla yükümlü olduğu kişi bulunmayan Türk vatandaşlarından 18 yaşını doldurmamış çocukların genel sağlık sigortalısı kapsamında sayıldığı, sanık …’ün tedavilerinin yapıldığı ve doğumların gerçekleştiği tarihte 18 yaşından küçük olup sosyal güvencesinin bulunmadığı, bu nedenle kurum zararının olmadığı, suça konu belgenin mahkeme heyeti tarafından 21/07/2009 tarihli celsede yaptığı incelemede, … adına düzenlenen yeşil kart üzerindeki fotoğrafın Seloteyp benzeri bir bant ile yapıştırıldığı, fotoğraf üzerinde mühür izinin bulunmadığı, fotoğrafın yapıştırıldığı yerin altında yırtılma olduğu, belge üzerindeki oynamanın çıplak gözle kolaylıkla farkedilebilir nitelikte bulunduğunun tespit dilmesi karşısında sahtecilik
yönünden belgenin iğfal kabiliyetinin bulunmadığı anlaşılmakla, yukarıda belirtilen Anayasa, AİHS ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, atılı suçlardan sanıkların beraatine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 26/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.