Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/14590 E. 2014/6253 K. 02.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/14590
KARAR NO : 2014/6253
KARAR TARİHİ : 02.04.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanıklar … ve …’ın 2008 yılı Nisan ayı içerisinde katılanın işyerine gidip ceviz içi satın alıp karşılığında sahte olarak üretilmiş 6700 TL bedelli çeki verdikleri, birkaç gün sonra katılan işyerine yeniden giden sanık …’in yine ceviz içi satın alıp karşılığında 8200 TL bedelli çeki verdiği iddia ve kabul olunan olayda;
1)Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan, sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteklerinin incelenmesinde;
Sanıkların fikir ve işbirliği içerisinde hareket ederek sanık …’nın düzenleyip keşideci yerine imza attığı sahte çekin arkasını diğer sanık …’in cirolayarak katılana vermesi karşısında, sanık … yönünden nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik, sanık … yönünden resmi belgede sahtecilik suçlarının oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … müdafii ile sanık …’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2)Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-Sanığın birkaç gün ara ile işyerine gidip sahte çek kullanmak suretiyle mal satın aldığı katılana yönelik eyleminde 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulama şartlarının oluştuğunun gözetilmemesi;
b-5237 sayılı TCK’nın 52/3. maddesi uyarınca kararda adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilmeden yazılı şekilde doğrudan adli para cezasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, anılan Kanunun 326/son maddesi uyarınca tayin olunan adli para cezası yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 02.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.