Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/15771 E. 2014/2517 K. 12.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15771
KARAR NO : 2014/2517
KARAR TARİHİ : 12.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/145332
MAHKEMESİ : Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/12/2009
NUMARASI : 2009/89 (E) ve 2009/326 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle Hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle,klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Katılan şirkete ait 13.01.2008 keşide tarihli, 4.550 TL bedelli çekin sanık Halim tarafından bankaya ibraz edildiğinde, çek yaprağının katılan şirkete hiç verilmediği , bankada zayii olduğu ve keşideci imzasının şirket yetkililerine ait olmadığı tespit edilerek çekin sahte olduğunun anlaşıldığı, sanıklar Halim ile Cumali’nin suça konu çeki kiracıları olan diğer sanık Derya vasıtasıyla faturasız mal sattıkları Necip isimli kişinin verdiğini, çeki de sanık Derya’nın kendilerine getirdiğini beyan ettikleri, sanık Derya’nın ise çeki diğer sanıklara olan borcuna karşılık soyismini ve adresini bilmediği Necip isimli kişinin eşi olan Gülseren isimli bir bayanın getirdiğini beyan ettiği, sanıkların savunmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, sanıkların çekin sahte olduğunu bilerek kulladıkları ve bu şekilde resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işledikleri iddia olunan somut olayda; yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ise de; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, sanıkların imza ve yazı örnekleri alınarak suça konu çekin ön ve arka yüzündeki imza ve yazıların sanıkların eli ürünü olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, ayrıca sanık Derya’nın ifadesinde geçen Gülseren isimli bayana ait olduğunu iddia ettiği telefon numarası ile çekin arka yüzündeki birinci ciranta altına yazılan telefon numarasının tanık olarak dinlenen M.. Ö..’e ait olması ve tanık Murat’ın da hatların kendisi adına düzenlenmiş sahte sürücü belgesiyle alındığını iddia etmesi karşısında, her iki telefon hattına ilişkin abonelik sözleşmesi getirtilip yine imza ve yazı incelemesi yapılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.