YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16258
KARAR NO : 2014/2752
KARAR TARİHİ : 17.02.2014
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, U… Mobilya Sanayii Ticaret Anonim Şirketi’nin yetkililerinden biri olduğu, şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmamasına rağmen, aldığı mal karşılığında katılana 31.05.2006, 30.06.2006, 01.07.2006, 29.07.2006 ve 31.07.2006 keşide tarihli çekleri verdiği, çeklerin karşılığının çıkmaması üzerine katılanın şikâyetçi olduğu, karşılıksız çek keşide etme suçu nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan dava sonucunda, çeklerin çift imza yerine tek imza ile keşide edilmesi nedeniyle, suçun unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verildiği, katılanın da, bu kez sanığın çift imza yerine tek imza atmak suretiyle kendisini dolandırdığını iddia ederek şikâyetçi olduğu, böylece sanığın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
Sanığın, suça konu çekleri katılana verdikten sonra 21.10.2006 tarih ve 18.11.2006 tarihli çekleri keşide ederek katılana verdiği, bu çeklerin de tek imzalı olması nedeniyle sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan ayrı bir dava açıldığı ve Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/51 Esas sayılı dosyasında, 10.07.2009 tarihinde sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, bu mahkeme kararındaki çekler ile dava konusu çeklerin aynı hukuksal ilişki içinde katılana verilmiş olması, dava konusu çeklerin diğer davadaki çeklerden önce keşide edilmiş olması, bütün çeklerin tek bir suçun konusunu oluşturduğu gibi gerekçeyle 5271 sayılı CMK’nın 223/7. maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiş ise de, ceza yargılaması yapılabilmesi için bir takım “olmazsa olmaz” (sine qua non) şartlar aranır. Muhakeme yapılmasına engel olan bu şartlardan birisi “Non bis in idem” olarak ifade edilen, hüküm veya açılmış dava bulunmamasıdır. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da yaşayan bir hukuk normu olarak uygulanan, doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan “Non bis in idem” ilkesi 1412 sayılı CMUK’nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir”, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm” başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise; “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine
karar verilir” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilecektir. “Non bis in idem” ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup, konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7 numaralı Ek Protokolü’nün “Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı” başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; “Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez” şeklinde ifade edilmiştir.
Bu genel bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, sanık hakkında, 21.01.2008 tarihli iddianame ile 21.10.2006 ve 18.11.2005 tarihli çekler için dava açıldığı, dava konusu dosyada ise, 31.05.2006, 30.06.2006, 01.07.2006, 29.07.2006 ve 31.07.2006 keşide tarihli beş adet çek için kamu davası açıldığı, 5271 sayılı CMK’nın 223/7. maddesi gereğince kamu davasının reddine karar verilebilmesi için davanın konusu, sebebi ve taraflarının aynı olması ve bu konuda daha önce bir karar verilmiş olması gerektiği, oysaki suça konu çeklerin hepsinin aynı hukuksal ilişkiler kapsamında ve aynı anda katılana verilip verilmediğinin dosya kapsamından anlaşılamadığı, aynı katılana aynı anda verilen bütün çeklerin sahte olması halinde tek suçun oluşacağı, sanığın, aynı suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı mağdura yönelik birden fazla haksız menfaat temin etmiş olması halinde ise, 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceği, sürenin çok uzun olması ve farklı kastla hareket edildiğinin ortaya konması durumunda da, her çek için ayrı suçun oluşabileceği dikkate alınarak, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/51 Esas sayılı dava dosyasıyla bu dosyanın birleştirilerek delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.