YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1628
KARAR NO : 2013/20792
KARAR TARİHİ : 24.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37.maddesinin 4.bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden … kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kulanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir.Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanığın sanayi sitesinde işyeri bulunduğu, araçlara LPG tüpü takma işlemi yaptığı, kendisine başvuran katılan …’ın aracına LPG tüpü takma ve bu hususun ruhsata işlenmesi karşılığında 500 TL isteyip 400 TL’sini peşin aldığı, LPG tüpü yerleştirme işlemi yaptıktan sonra araç trafik tescil belgesi üzerine “LPG Dönüşümlü Benzinli” ibaresi işlenmiş olarak katılana verdiği, diğer katılan …’ın aracına önceden takılmış bulunan LPG tüpünü ruhsata işletmek üzere sanıkla 200 TL’ye anlaştıkları, sanığın parayı alıp belirtilen ibare işlenmiş şekilde katılanın ruhsatını iade ettiği ancak her iki işleminde sahte olduğu birkaç gün sonra anlaşıldığı belirtilerek sanığın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında,
Dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Sanığın savunması, bilirkişi raporu, sanığın işyerinde yapılan aramada ele geçen mühür ve kaşeler ve tüm dosya kapsamından sanığın eyleminin resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını gerçekleştirdiği yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın serbest meslek mensubu olmadığı ancak trafik tescil müdürlüğünün maddi varlığı olan motorlu araç trafik tescil belgesi ve kaşeleri kullanarak dolandırıcılık suçunu işlediği gözetilerek sanığın 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesi gereği mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı madde ile hüküm kurulması sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Suça konu araç trafik tescil belgeleri üzerinde polis kriminal laboratuvarı başkanlığınca yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporda suça konu araç trafik tescil belgelerinin orjinal olduğu, bunlar üzerine yapılan LPG dönüşümüyle ilgili eklemenin sanığın işyerinde ele geçmiş olan kaşelerle yapılmış olduğu ve yapılan sahteliğin iğfal kabiliyeti bulunduğu belirtilmiş olması karşısında tebliğnamedeki iki no’lu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında dolandırıcılık suçlarından temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı ceza alt sınırdan belirlendiği halde yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle adli para cezası tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılmak suretiyle tespit edilerek sanığa fazla ceza tayini,
Sanığın adli sicil kaydında görülen mahkumiyetlerinin tekerrüre esas olmadığı halde dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerde sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması,
Sanığın adli sicil kaydında görülen erteli cezanın başa mahkemeye ait olması nedeniyle aynen infazı hususunun değerlendirilmek üzere mahkemesine bildirimde bulunulması gerekirken belirtilen cezanın aynen infazına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; katılan …’a karşı dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “30 gün”, “10 gün” “8 gün” ve “160 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine sırasıyla “5 gün”, “1 gün”, “ 1 gün” ve “20 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmek, katılan … Aykaç’a karşı dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “30 gün”, “15 gün”, “12 gün” ve “240 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine sırasıyla“ 5 gün”, “ 2 gün”, “ 1 gün” ve “20 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmek suretiyle, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan hüküm fıkralarından 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bentlerin tamamen çıkartılmak ve hüküm fıkrasından Bandırma Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/14-265 esas ve karar sayılı kararı ile verilerek ertelenen cezanın aynen infazına ilişkin paragrafın tamamen çıkartılmak ve yerine “Bandırma Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/14-265 esas ve karar sayılı kararının aynen infazı hususunda değerlendirme yapmak üzere ilgili mahkemeye bildirimde bulunulmasına” ibaresinin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.