Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16290 E. 2013/19188 K. 04.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16290
KARAR NO : 2013/19188
KARAR TARİHİ : 04.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir.
Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’in temyiz dışı sanık … ile birlikte 29/09/2007 tarihinde Çorum ilinden …iline gelerek beyaz eşya bayi işleten mağdur …’ın … Çarşısındaki işyerine gittikleri, muhatabı Ziraat Bankası A.Ş … şubesi olan 22/10/2007 keşide tarihli 10.000 TL bedelli 0266411 seri numaralı çek ile televizyon ve bilgisayar satın almak istediklerini söyledikleri, sanıkların bir adet plazma televizyon, iki adet LCD televizyon ve iki adet de dizüstü bilgisayarı almaya karar vererek suça konu çekin fotokopisini sağlam olup olmadığını kontrol etmesi için verdikleri, mağdurun sanıkların kendisi ile pazarlık etmemeleri, söylediği fiyatı kabul etmeleri ve ürünleri incelememelerinden şüphelenerek çekin sağlam olup olmadığını öğrenmek için … Ziraat Bankası şubesini aradığı, görevlinin çekin sağlam olduğunu söylemesi üzerine temyiz dışı sanık …’in kendisine bıraktığı telefon numarasını arayarak ürünleri satabileceğini söylediği, işyerine gelen sanıklardan temyiz dışı sanık …’ in çekin arkasını cirolayarak mağdura verdiği, mağdurun ürünleri bir iki saat sonra teslim edebileceğini söylemesi üzerine işyerinden ayrıldıkları, mağdurun sanıkların hareketlerinden şüphelenmesi nedeniyle çek aslını …Ziraat Bankası Şubesine götürdüğü, buradaki görevlinin çekin sahte olduğunu, bankaları tarafından basılmadığını söylemesi üzerine mağdurun kolluk görevlilerine haber vererek sanıkları yakalattığı, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 29/04/2009 tarihli raporunda çekin arka yüzünde bulunan birinci ciranta … ismi altındaki … rakamlarının sanık …’in eli ürünü olduğunun tespit edildiğinin anlaşıldığı olayda, sanık …’ın eyleminin bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.04.2010 tarih ve 2010/4-71 E, 2010/76 K sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesiyle, ceza infaz kurumu haline getirilip, sadece hapis cezasıyla sınırlı olarak kabul edilen ertelemede, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesi zorunlu olup, bu sürenin belirlenmemesi veya eksik belirlenmesinin, aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceği ve mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi,
2-Resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkûm olduğu uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca sadece kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkıda resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hüküm fıkrasına “1 yıl 8 ay denetim süresi belirlenmesine”, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan kurulan hüküm fıkrasına “1 yıl 3 ay denetim süresi belirlenmesine” ibarelerinin eklenmesi ile hüküm fıkrasında 53. maddenin tatbikine ilişkin kısımlar çıkartılarak yerlerine “sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 04.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.