Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1642 E. 2014/969 K. 23.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1642
KARAR NO : 2014/969
KARAR TARİHİ : 23.01.2014

Tebliğname No : 11 – 2009/269127
MAHKEMESİ : İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 27/10/2008
NUMARASI : 2007/144 (E) ve 2008/344 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Katılana ait çalıntı çeki ele geçiren sanığın, temyiz incelemesi dışında kalan sanıklardan Ş.. K.. aracılığı ile tanıştığı sanık N.. D..’tan istediği borç paraya karşılık, suça konu çeki arka yüzüne isim ve adres bilgilerini yazıp imzalamak suretiyle verdiği, sanık Ş.. K..’ın da, sanık T.B..na kefil olmak maksadıyla çeki ciroladığı, çeki teslim alan sanık N.. D..’ın sanık T. B..’na 9700 TL verdiği, süresinde bankaya ibrazında çekin çalıntı olduğunun anlaşıldığı, sanık Tülay’ın sahte olduğunu bildiği bu çeki bankayı vasıta kılmak suretiyle kullandığı böylece üzerine atılı sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği somut olayda;
Sanığın savunmasında suça konu çeki M.. T.. isimli şahıstan ön yüzü dolduruluş ve keşideci imzası olduğu halde aldığını ve çalıntı olduğunu bilmediğini savunması ve M.. T..’in adres bilgilerini belirtmesi ve belirtilen adreste adı geçenin annesine ulaşılması, ön yüzdeki yazı ve imzaların sanığın eli ürünü olduğunun kesin olarak ispatlanamaması karşısında, gerçeğin kuşkuya mahal vermeksizin tespiti için, M.. T..’in dava konusu olaya ilişkin beyanına başvurulması, suça konu çekin ön yüzündeki yazı ve imzaların adı geçene ait olup olmadığı hakkında bilirkişi raporu aldırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine yazılı şekilde eksik inceleme ile mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/ 11-250 esas, 2009/13 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde mahkemece kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, sanığın adli sicil kaydındaki ilamların da, suç tarihi itibari ile silinme koşullarının oluştuğunun anlaşılması karşısında; sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçundan doğan herhangi bir maddi zararının bulunmadığı da gözetilerek, sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6.fıkrasının (b) bendinde belirtilen “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” koşulunun oluşup oluşmadığı hususu değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken “cezanın miktarı, sabıkalı geçmişi, zararın giderilmemiş oluşu” biçimindeki dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.