Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16807 E. 2014/2778 K. 17.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16807
KARAR NO : 2014/2778
KARAR TARİHİ : 17.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/105235
MAHKEMESİ : Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 18/02/2010
NUMARASI : 2009/290 (E) ve 2010/27 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık Cafer’in, katılan Songül’le kiracısı olan tanık M..S..vasıtasıyla tanışıp oturduğu daireyi satmak istediğini ancak evin satılamadığını öğrendiği, müşteri olarak diğer sanık Bülent’i katılan Songül’e eve müşteri olarak tanıttığı, sanık Bülent’in katılan Songül ile evi 100.000 TL’ye satın almak üzere anlaştıkları, ertesi gün tapu dairesine katılan ve kızı Elif ve tanık M..S.. ile birlikte gittiği, burada sanıklar ile buluştukları, sanıkların katılanı ikna ederek önce tapu işlemlerinin bitirilmesini sağladıkları, paranın bankada olduğunu satıştan sonra vereceklerini söyledikleri, ancak evin satışını tapuda yapmalarına rağmen katılana söz konusu evin parasını ödemedikleri, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçu işlediklerinin iddia edildiği olayda, katılan Songül’ün yargılamanın her aşamasında alınan beyanlarında sattığı evin karşılığı olan parayı almadığını söylemesi, katılanın evini tapu işlemi sonucu satın alan sanık B.. K..’nin katılana hesap havalesi veya banka ödemesinde bulunmadığı, sanık Bülent’in ödemeye ilişkin ibraz ettiği banka dekontlarının çeşitli bankalardan çekilen veya havale yapılan dekontlar olduğu, bir kısmının işlem tarihinin, satış tarihinden bir gün sonra 30.05.2008 tarihi olduğu, bir kısmının da diğer sanık C.. A.. hesabına gönderilmiş paralar olduğu, sanıkların ifadelerinde satılan dairenin parasının tapu dairesinde elden verildiğini ve ayrıca sanık C.. A..’ın savunmasında “katılan Songül ile bir buçuk yıldan beri tanıştığını ve telefonla da görüştüğünü” beyan etmesi karşısında, öncelikle sanık B.. K..’nin ev almak için katılan Songül ile görüştüğü ve evi almaya karar verdiği tarihten itibaren, satışın gerçekleştiği 29.05.2008 tarihinden sonraki bir hafta içerisinde, banka hesaplarındaki hareketleri gösteren hesap ekstrelerinin istenilerek incelenmesi ve sanık C.. A..’ın, telefon arama kayıtları istenilerek sanığın katılan Songül ile önceye dayalı arkadaşlığının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde sanıkların beraatlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.