Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1693 E. 2013/21016 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1693
KARAR NO : 2013/21016
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın, sahibi olduğu … plakalı aracı satmak için gazeteye ilan verdiği, sanıklardan … ve …i’nin telefon vasıtasıyla katılan ile irtibat kurarak söz konusu aracı satın alacaklarını söyleyerek katılandan aracı Gönen İlçesi Gümüşgün Köyüne getirmesini istedikleri, akabinde katılanın aracı köye getirdiği, burada sanıkların hayvan sattıklarını, bunun parasını alacaklarını yine altınları olduğunu bunları da satarak aracın parasını peşin vereceklerini söyledikleri, yapılan pazarlık sonucunda da aracın 46.500 TL’ye satımı hususunda anlaştıkları, sanıkların daha sonra katılandan satış için vekâletname vermesini istedikleri, katılanında aracın satımı hususunda sanık …’a vekâletname verdiği, akabinde her iki sanığın parayı temin edemediklerini, paranın bir kısmını ödeyip geri kalan kısmı için senet vereceklerini belirttikleri, katılanında bu teklifi kabul etmesi üzerine sanık …’ın imzalamış olduğu 36.500 TL’lik senedi katılana verdiği, sanık …’ın bu esnada almış olduğu vekâlet ile suça konu aracı diğer sanık …’ye satarak elden çıkardığı, daha sonra aracı saklayıp geri kalan parasını da ödemeyerek menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği olayda, mahkemenin dolandırıcılık suçunun oluştuğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık …’nın soruşturma aşamasında alınan ifadesinde diğer sanıklar ile birlikte katılanı dolandırma hususunda anlaştıklarını belirtmesi, sanıkların gerçek olmadığı halde maddi durumlarının iyi olduğu izlenimini vererek hileli hareket ile katılanda güven oluşturup aracın satışını alarak suça konu araç bedelinin bir kısmını peşin olarak verip diğer kısmı için tahsil kabiliyeti bulunmayan senedi vermeleri, yine aracın satışını alan sanık …’ın hayatın olağan akışına aykırı olarak iki gün gibi kısa bir süre sonra aracı diğer sanık …’ye satıp elden çıkarması karşısında, bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık …’nin diğer sanıklar ile daha önceden anlaşıp verdikleri karar doğrultusunda katılana yönelen dolandırıcılık eylemine doğrudan katıldığı gözetilmeden, hakkında 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi yerine, aynı Kanun’un 39/2-c maddesi ile uygulama yapılması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 25.12.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.