YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17282
KARAR NO : 2014/10248
KARAR TARİHİ : 22.05.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/187669
MAHKEMESİ : Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/04/2010
NUMARASI : 2010/68 (E) ve 2010/126 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanıkların, şikâyetçi M.. A..’ın yanına giderek kendilerini büyük oğlunun arkadaşları olarak tanıttıktan sonra dedelerinin 10 gün önce öldüğünü, hayrına para dağıttıklarını, büyük bir bölümünü verdiklerini, bir kısmının kaldığını, bunu da kendisine vereceklerini, ancak önce parayı amcalarına okutacaklarını, bunun için paranın yanına, parayı alan kişinin ziynet veya parasından konulması gerektiğini söylemeleri nedeniyle şikayetçinin yüzüğünü paranın yanına koyduğu, sanıkların bir süre sonra yüzüğün yeterli gelmeyeceğini, başka bir şey vermesini istediklerinden kolundaki iki adet imitasyon bileziği de onlara verdiği, hep birlikte Cebeci Tıp Merkezi’nin önüne gittikleri sırada sanıkların bunları amcalarına okutup geleceklerini kendilerini noter binasında beklemesini söyledikleri, şikayetçinin noter binasına çıkıp indikten sonra sanıkları bir daha görmediğinin anlaşıldığı somut olayda; sanıklarının eyleminin TCK’nın 158/1-a maddesine uyan dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde basit dolandırıcılık suçundan mahkumiyete hükmolunması,
2-Tekerrüre esas mahkûmiyetleri bulunan sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi,
3-5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde yer alan hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğun, kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar, üstsoyları ile diğer kişiler yönünden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326. maddesi gereğince ceza miktarı bakımından sanıkların kazanılmış haklarının gözetilmesine, 22.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.