Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/17362 E. 2014/9903 K. 20.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17362
KARAR NO : 2014/9903
KARAR TARİHİ : 20.05.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/180486
MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 24/06/2009
NUMARASI : 2008/462 (E) ve 2009/606 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Müştekinin şoförlüğünü yaptığı ticari taksiye müşteri olarak binen sanığın, müşteki ile muhabbet ederek, kendisini T. K. ismi ile tanıtıp kızını Atatürk Havalimanın’da işe aldırabileceği söylediği ancak kıyafet ve diğer masraflar için para yatırması gerektiğini söylediği, katılana inanan müştekinin, sanığın söylemesi üzerine, sanığın arkadaşı M.A. adına 08.01.2007 tarihinde 560,00 TL para havale ettirdiği, sonrasında sanığın arkadaşı M. A.’dan parayı aldığı ancak müştekinin kızını işe yerleştirmediği, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın alınan beyanlarında atılı suçu ikrar ettiğinin anlaşılması karşısında ve tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla, hakkında verilen mahkumiyet kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.10.2009 gün ve 8-124-224 sayılı kararında açıkça belirlendiği gibi temel cezanın belirlenmesinde hakim somut olayda, TCK’nın 61/1 maddesini gözönünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında temel cezayı belirlerken aynı yasanın 3/1. maddesi uyarınca hüküm ile işlenen fiil arasında “orantı” bulunmasını gözetmek durumundadır. Hakimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin yasal ve yeterli olması denetime izin verecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde kullanılan gerekçenin TCK’nın 61. maddesi anlamında yasal ve buna bağlı olarak alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayin edilmesi doğru bir uygulama olarak kabul edilebilir ise de; suça konu değer gözetildiğinde alt sınırı 1 yıl olan bir suçun temel cezanın en üst hadden 5 yıl olarak belirlenmiş olması orantılılık ilkesi ile bağdaşmadığından takdir hakkının hak ve nesafet kuralları sınırlarını aşar şekilde kullanılması suretiyle ceza tayini,
2- TCK’nın 157. maddesinde hapis cezasının yanında adli para cezasının da öngörüldüğü halde, sadece hapis cezasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.