Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/17763 E. 2014/10842 K. 02.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17763
KARAR NO : 2014/10842
KARAR TARİHİ : 02.06.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/193368
MAHKEMESİ : Üsküdar 2.. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 29/12/2009
NUMARASI : 2008/284 (E) ve 2009/492 (K)
SUÇ : Kamu kurumu zararına dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir. Sanığın, emekli olan babası M.. C.. G..in rahatsızlığı nedeniyle maaşını alabilmek için onun sağlığında vekaletname çıkarttırdığı, babasının 02/05/1991 tarihinde vefat etmesine rağmen bu durumu kuruma bildirmediği gibi, geçersiz olan vekaletnameyi kullanarak ve babasının sağ olduğuna dair gerçek dışı beyanlarda bulunup yoklama yaptırarak 3/12/2005 tarihine kadar babasının maaşını almaya devam ederek toplam 35.272.99 TL haksız menfaat temin ettiği, böylece nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Özel belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
16/06/2008 tarih ameyle sanık hakkında sadece nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açılmış olup, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.06.1997 tarih ve 88/147 E.K. sayılı kararında da açıklandığı üzere; bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi o olaydan da dava açıldığını göstermeyeceği cihetle, iddianamede nitelikli dolandırıcılık olarak nitelendirilen fiilin dışına çıkılmak suretiyle dava açılmayan özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurularak 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesine muhalefet edilmesi,
2-Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Sanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesi gereğince, temel cezanın arttırılmasına karar verildiği dikkate alınarak hapis cezasıyla birlikte para cezasının da arttırılması gerektiği gözetilmeden, sadece hapis cezasının arttırılarak eksik ceza tayin edilmesi,
b-5237 sayılı TCK’nın 52/1. maddesine göre, adli para cezasının, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet hazinesine ödenmesinden ibaret olduğu, sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığının, aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında gerekçesi gösterilerek takdir olunacak miktarla çarpılması neticesinde sonuç adli
para cezası belirleneceği, somut olayda, sanığın, temizlik işi ile uğraştığını ve aylık gelirinin 1.500 TL olduğunu belirtmesi karşısında, sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile hakkaniyet ve nesafet ile orantılılık ilkeleri de gözetilerek bir mikter belirlenmesi gerektiği gözetilmeden ve sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesi kapsamında temel ceza asgari hadden belirlenmesine rağmen, tespit edilen gün para cezasının, aynı Kanun’un 52. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi sırasında herhangi bir gerekçe göstermeden üst hadden uygulama yapılarak hükümde çelişki yaratılması ve 5237 sayılı TCK’nın 3 ve 52/2. maddelerine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.