Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1799 E. 2013/20760 K. 24.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1799
KARAR NO : 2013/20760
KARAR TARİHİ : 24.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Somut olayda; …’ın … İlçesinde, pamuk destekleme primi almak için yapılan başvurularda yoğun yolsuzluklar yapıldığı ihbarı üzerine, üreticilerin 2006 yılında pamuk ektikleri yerlerin tespitine yönelik … uydu görüntülerinin incelenerek beyanlarındaki bilgileri içeren ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) kayıtlarındaki parsellerin uydu fotoğrafları vasıtasıyla kontrol edildiği, kontrol sırasında beyan ettikleri bir kısım yerlere pamuk ekmediklerinin belirlendiği,
alınan ifadelerinde bu defa beyan ettikleri yerler dışında kalan pamuk ektikleri yerleri göstermeleri nedeniyle suç kastının tespiti açısından, üreticilerin ektiklerini iddia ettikleri yerlerin kadastro görevlileri tarafından GPRS ile ölçümünün yapıldığı, ÇKS ve PKS (prim kayıt sistemi) kayıtları ile Kadastro ve Tarım İl Müdürlüğü temsilcilerince mahallinde düzenlenen tespit tutanaklarının müştereken değerlendirilmesi neticesinde; sanığın toplam 148.600.00 m2 metrekarelik alanda pamuk üretimi yaptığını beyan etmesine rağmen tüm bu alanda pamuk ekilmediğinin tespit edildiği, bu şekilde toplam 33.381.90 TL haksız destekleme primi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; Sanığın, aşamalardaki tüm savunmalarında, 2006 yılında ekim yaptığını ve elde ettiği 67.300 kg pamuğu da … fabrikasına sattığını söyleyerek buna ilişkin makbuz ibraz etmesi karşısında, öncelikle ilgili müstahsil makbuzunun aslının temin edilip dosyaya konularak gerçek olup olmadığının tespit edilmesi ile sanığın başka yerlerde taşınmazlarının bulunup bulunmadığı, bu taşınmazlara pamuk ekimi yapıp yapmadığı, müstahsil makbuzunda belirtilen pamuğun nerede üretildiği, bu pamuğun başka bir kişiden satın alınıp ilgili fabrikaya teslim edilmesinin mümkün olup olmadığı hususlarının araştırılması ile sanığın ilgili fabrikadaki teslime dair tutanak ve belgelerin onaylı birer suretlerinin dosyaya konulmasından sonra, maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması bakımından, … ve fen bilirkişisi ile pamuk ekim işinden anlayan uzman kişilerin de refakate alınması suretiyle mahallinde keşif icra edilerek sanığın belirtilen dönemde ekim yapıp yapmadığının kendisinin yer göstermesi sonucunda tespit edilecek arazilere ilişkin mahalli bilirkişilerin de dinlenerek, o dönemde gerçekte bir ekim olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi, keşif neticesinde düzenlenecek bilirkişi raporunun diğer deliller ve 2006/50 sayılı tebliğ hükümleri ile birlikte değerlendirilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.