YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1841
KARAR NO : 2013/20962
KARAR TARİHİ : 25.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
Dolandırıcılık suçunda failin hileli hareketleri sonucu sakatlanmış irade neticesinde kişiye ait malvarlığının mülkiyetinin devri, buna karşılık hırsızlık suçunda ise; menkul bir malın, sahibinin rızası dışında alınması, mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerindeki zilyetlikten … tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi söz konusudur.
Somut olayda; sanığın müştekilerin evine gelerek müşteki Halime’den yardım istediği, bu talebinin reddedilmesi üzerine bu sefer bir bardak su istediği, müşteki Halime’nin suyu getirmek için kapıdan ayrıldığı sırada kapıda durması için diğer müşteki gelini Seda’yı çağırdığı, sanığın buna rağmen içeri girdiği ve müştekilere hitaben “sizde bereket kalmamış, büyü var, ben büyüyü bozayım, pirinç getirin” dediği bunun üzerine müşteki Halime’nin pirinç getirdiği, daha sonra müşteki Halime’nin kocasının bıçaklanacağını söyleyerek müşteki Halime’den ip istediği, müştekinin ip de getirdiği, sanığın bu ipi düğümleyip açmak suretiyle büyüyü bozduğunu söylediği, ayrıca büyüyü bozmak için sanığın müşteki Halime’den değerli eşyalarını da istediği, Halime’nin parmağındaki altın yüzüğü ve bir çift küpesini çıkartarak teslim ettiği, sanığın bu kez diğer müşteki Seda’nın değerli eşyalarını istediği, oda bileziğini çıkartıp sanığa verdiği, sanığın ziynet eşyalarını sarıp dualar okumak şeklinde hareketler yapıp bohça içerisine koyduğu ve bu malzemeleri müştekilere teslim ederek “ben gittikten sonra bu bohçayı hemen açmayacaksınız, ikindi namazı okunduktan sonra iki rekat namaz kılıp dua ettikten sonra açacaksınız” dediği ve evden uzaklaştığı, müştekilerin onun bu sözleri üzerine ikindi namazından sonra bohçayı açtıklarında ziynet eşyalarının bohça içinde olmadığı anlaşılmakla dolandırıcılık suçunun işlendiğine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın, büyü olduğunu söyleyip müştekilerden ziynet eşyalarını aldığı, iddia ve kabul olunmasına göre, aynı yer ve zamanda iki ayrı müştekiye yönelik işlenen dolandırıcılık suçunun aynı suç işleme kararı ile tek bir fiille işlediğinin anlaşılması karşısında TCK’nın 158/1-a maddesi ile bir kez hüküm kurularak tayin olunan cezanın aynı yasanın 43/2 maddesi uyarınca artırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.