YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18574
KARAR NO : 2014/4247
KARAR TARİHİ : 06.03.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/288965
MAHKEMESİ : Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 04/03/2010
NUMARASI : 2009/65 (E) ve 2010/96 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu Madde 14’te,Tacir;
“(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır.“ denilmektedir.
Ticaret şirketleri, aynı yasa Madde 124’te;
”(1)Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Madde 55 – Yönetim Kurulu, kanun ve anasözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır.Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
Bu suçun oluşabilmesi için,Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir.Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanık O..’ın Garanti Bankası A.Ş. Şahinbey/Gaziantep şubesi müdürü olduğu, sanık Şirin’in ise aynı şubede satış ve müşteri temsilcisi olarak görev yaptığı, kredi ve işlem sorumlusu olduğu, sanıkların katılanın bilgisi dışında katılan adına kredi açtıkları, suça konu kredinin başvuru işlemlerini sanık Şirin’in yaptığı, kredinin olurunu jestion yetkisine sahip sanık Orkan’ın verdiği, katılanın kendi adına çekilen kredinin taksitlerinin ödenmemesi üzerine olayı öğrendiği, sanıkların çalıştıkları banka adına hareket etme yetkilerini kötüye kullanarak ve kendilerine haksız menfaat sağlamak amacı ile fikir birliği içinde hareket ederek, katılan adına sahte kredi işlemi yaptıkları iddia edilen olayda, suça konu kredi işleminin parası çekilirken düzenlenen dekonttaki imzanın katılanın eli ürünü olmadığının bilirkişi incelemesi ile anlaşıldığı ve katılanın kredi sözleşme tarihinde Gaziantep’te olmadığına dair görev yazısının mevcut olması karşısında,
Gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi için, sanık Orkan ile kredi borcunu ödediği banka yazısından anlaşılan tanık M.. S..’in mahkeme aşamalarındaki ifadelerinde; söz konusu kredi işleminin M.. S..’in alacaklı olduğu, S.. A.. isimli şahıs adına, krediyi arkadaşı olan rütbeli bir şahsın çektiği yönündeki beyanları dikkate alınarak, S.. A..’nin açık kimlik ve adresi tespit edilerek kredinin çekilmesi hususunda usulüne uygun olarak dinlenmesi, kredi borcunu ödediğini ifadesinde kabul etmeyen tanık M.. S.. ile sanıkların dekonttaki imzanın kime ait olduğunun tespiti için, usulüne uygun bir şekilde uzman bilirkişiden imza incelemesi yaptırılması sonucu sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.