YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1870
KARAR NO : 2013/20716
KARAR TARİHİ : 23.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-g maddesinde suçun; “basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle” işlenmesi nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli halin uygulanması için, basın ve yayın araçlarının dolandırıcılık suçunun işlenmesinde özel bir kolaylık sağlamış olması gerekir. Failin, yarar sağlamak için gerçek olmayan bir durumu basın organında haber ya da reklam olarak yayınlatması ve bunu mağduru aldatmada kullanması halinde basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçu işlenmiş olacaktır. Bu manada gazeteler ve televizyonlar gibi görsel ve yazılı basın ve yayın araçlarının sağladığı ilân, program, haber içerikleri vb. suça konu edilebilmekte, kişiler kolaylıkla aldatabilmektedirler.
Gazeteye verilen ilanın sadece sanığa ulaşılmasına yardımcı olduğu, şikâyetçinin aldanmasında ve hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde kolaylık sağlamadığı takdirde TCK’nın 158/1–g maddesinin varlığından söz edilemez. Yine şikâyetçinin basit bir araştırmayla gerçeği öğrenebileceği durumda, dolandırıcılığın nitelikli halinden bahsedilemez. Gazetede münhasıran ilan verilmesi yeterli olmayıp, ilanında hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde tarafların aldatılmasında etkisinin bulunması gerekir. Gazetede
sahibinden satılık eşya ilanında, eşya tanıtılmadan soyut bir bilgilendirme üzerine verilen telefondan yapılan arama ile gelişen aldatmada, gazeteye verilen ilanın failin sadece şikayetçiye ulaşmasına yardımcı olduğu, hileli hareketlerin gerçekleştirilmesi ve şikayetçinin aldatılmasında bir kolaylık sağlamadığı hallerde, “basit dolandırıcılık”, ilanda eşya gerçeğine aykırı olarak tanımlanıp, orjinalinden daha ucuza gösteriliyorsa, teşhir ve gösterim üzerine mağdur yanıltılmışsa nitelikli dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanıkların, başkasına ait … plakalı aracın resimlerini “www.sahibinden.com” isimli internet sitesinde yayınlayarak satılık ilanı verdikleri, katılanın ilandaki numarayı araması üzerine telefonla görüştüğü kişinin kendisini … olarak tanıttığı, yapılan pazarlık sonucunda aracın 21.000,00 TL satılması konusunda anlaştıkları, 2.000,00 TL kapora istenmesi nedeniyle katılanın, kendisine belirtilen …’in hesabına bu parayı havale ettiği, sanıkların, suça konu parayı bankamatik kartıyla tahsil etmelerine rağmen, katılana herhangi bir araç satmadıkları gibi parayı da iade etmediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın karar tarihi itibariyle sorguda belirtmiş olduğu adresine çıkarılan tebligatın adreste bulunamaması nedeniyle iade edilmesi üzerine yapılan araştırmalara rağmen yeni adresinin tespit edilememesi nedeniyle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca çıkarılan davetiyenin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, temyiz isteminin süresinde olduğu yönünde görüş belirten tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilememiştir.
Sanığın yokluğunda verilen hükmün kendisine 04.12.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen yasal süresi geçtikten sonra sanık müdafiinin yaptığı 05.03.2010 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın savunmalarında, temyiz istemi reddedilen …’ın kendisine banka yoluyla para gönderileceğini söyleyerek bankamatik kartını istediğini, güvendiği için kartını …’a verdiğini, 2-3 gün onda kaldığını, bu arada …’un başkasına ait araç için satış ilanı vererek parayı kendi hesabına havale ettirdiğini sonradan öğrendiğini belirterek suçlamaları kabul etmemesi, hesap hareketlerinden 2005 yılından 29.07.2008 tarihine kadar bu şekilde yapılmış bir havalenin bulunmadığının anlaşılması, kartın ilk kez … tarafından 29.07.2008 tarihinde bir defa kullanılmasından sonra 11.08.2008-14.08.2008 tarihleri arasında 3 günlük süreyle kullanılmış olması nedeniyle, bu durumun sanığın savunmalarıyla örtüşmesi, sanığın katılanla herhangi bir irtibatının bulunmaması hususları gözetilerek, sanığın savunmasının
aksine …’ın eylemine iştirak ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.