Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18705 E. 2014/11431 K. 09.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18705
KARAR NO : 2014/11431
KARAR TARİHİ : 09.06.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/116768
MAHKEMESİ : Sakarya 2. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/10/2009
NUMARASI : 2008/741 (E) ve 2009/731 (K)
SUÇ : Güveni kötüye kullanma

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Ö.. Otomotiv İnşaat Gıda Tekstil Taahhüt İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin sahibi olan ve araç kiralama işi ile uğraşan katılanın, iş yerine ait.. plakalı aracı, kira sözleşmesi kapsamında geçici süreliğine kullanması için kiralama işlemine istinaden zilyedliğini sanığa teslim ettiği; ancak kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle söz konusu aracın geri istenilmesine rağmen sanığın, aracı iade etmediği gibi devir olgusunu inkar etmek suretiyle üzerine atılı olan güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Oluşa, sanığın savunmalarına, katılanın aşamalardaki beyanlarına, tanıkların anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; araç kira sözleşmesinin katılanla ölen K.. U.. arasında imzalanması ve aracın Keramettin’e teslim edilmesi karşısında, sanığın aynı doğrultuda verdiği ifadelerinde; söz konusu aracı satın aldığını savunması, araç kiralama sözleşmesinin de tarafı olmaması, aracı iade etme yükümlüğünün bulunmaması ve savunmalarının aksinin de kanıtlanamamış olması dikkate alınarak; üzerine atılı olan güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine yönelik katılanın iddiasından başkaca somut ve inandırıcı delillerin elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; sanığın beraati yerine, delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde mahkümiyetine hükmolunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’ nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/06/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)

Karşı oy;

Temyize konu olay:
Katılan, kendisine ait aracı yazılı kira sözleşmesiyle kiraya vermiştir. Kiracı, katılanın aracını iade edemeden ölmüştür. Katılanın aracı bu sözleşmeye taraf olmayan 3. kişi konumundaki sanığın elinde kalmıştır. Katılan, kiracı ölmeden önce, geçici olarak kullanması için aracın kiracı tarafından sanığa verilmesine rıza gösterdiğini söylemektedir. Buna karşılık sanık, aracı ölenden satın aldığını savunmaktadır. Sanık bu hususta hiçbir delil gösterememiştir.
Sanığın güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin Sakarya 2. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı “sanığın aracı satın aldığını savunması, katılan ile arasında kiralama sözleşmesinin olmaması, aracı iade yükümlülüğünün bulunmaması” gerekçeleriyle ve oyçokluğu ile bozulmuştur.
Çoğunluk kararının aşağıdaki gerekçelerle usul ve yasaya uygun olmadığını düşünmekteyim.
1- Sanık katılana ait aracı satın aldığını iddia etmesine rağmen, bu konuda hiçbir delil gösterememiştir. Bu şekildeki soyut beyanlara itibar edilmesi, ruhsat kaydı gibi yazılı ve somut delillerin göz ardı edilmesi anlamına gelir ki, böyle bir uygulama hukuk sistemini alt üst eder, kargaşaya neden olur. İddia sahibinden iddiası ile ilgili bir delil istenmez ise, başkasına ait eşyayı kısa süreliğine eline geçiren herkes, bunu satın aldığını iddia ederek bu mala sahip olur. Konu, mahsus sicil gerektiren taşınmaz veya motorlu araçlar olduğunda durum daha vahim olur.
Uyuşmazlık konusu olayda ise mülkiyeti kanıtlayan trafik sicili mevcuttur. Bu kayıtlara göre eşyanın maliki katılandır. Sanık haricen satın aldığını iddia etmekte ise de bu beyanı doğrulayan hiçbir delil yoktur. O halde trafik kayıtlarına göre malik olduğunu kanıtlayan katılanın beyanına itibar edilerek, katılanın aracını iade etmeyen sanığın güveni kötüye kullanma suçunu işlediği kabul edilmelidir.
2- Katılan ile sanık arasında yazılı bir sözleşme yok ise de, katılan aracın geçici olarak sanık tarafından kullanılmasına rıza gösterdiğini ifade etmiştir. Sanık ise bunu kabul etmemekte, kiracıdan satın aldığını savunmaktadır. Katılan ve sanığa ait farklı anlatımlardan sanığın savunmasının üstün tutulmasını gerektiren bir neden veya delil olmadığı gibi, sayın çoğunluk sanık savunmasına neden itibar ettiğine ilişkin bir gerekçe de gösterememiştir.
3- Sanığın, suça konu aracı katılanın rızası ile kullandığı kabul edilmese bile, ruhsat kaydına göre bu araç katılana aittir. Sanık bunu haklı nedenle elinde bulundurduğunu kanıtlayamadığı takdirde sahibine iade etmek zorundadır. Sanık da haklı bir nedenle elinde tuttuğunu kanıtlayamamıştır. Bu durumda mal sahibine iade etmesi gerekirken bundan kaçınması ile suç sübuta ermiştir. Çünkü 5237 sayılı Kanunun 155. maddesine göre güveni kötüye kullanma suçu, “başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulmak veya bu devir olgusunu inkar etmektir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere; zilyetliğin malın, sahibi tarafından mı; yoksa başkası tarafından mı devredilmesinin bir önemi yoktur.
Burada dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken hususlar;
a- Malın başkasına ait olması
b– Malın muhafaza edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliğinin devredilmiş olması,
c- Kendisinin veya başkasının yararına olarak devir amacı dışında tasarrufta bulunulması, yahut devir olgusunun inkar edilmesidir.
Mevcut deliller ışığında somut olaya baktığımızda; katılanın rızası ile (rızası olmasa da fark etmezdi) ölen kiracı tarafından başkasına ait aracın devri ve sanığın kendi yararına devir olgusunu inkarı söz konusudur.
Dolayısıyla sanığa isnat edilen güveni kötüye kullanma suçu sübuta ermiştir.
Açıklanan nedenlerle temyize konu kararın onanması yerine bozma yönündeki çoğunluk kararına karşıyım.