Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/19098 E. 2014/12012 K. 16.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19098
KARAR NO : 2014/12012
KARAR TARİHİ : 16.06.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/298939
MAHKEMESİ : İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 07/05/2010
NUMARASI : 2009/162 (E) ve 2010/173 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık M.. K.. müdafiinin, yerel mahkeme hükmünü duruşma talepli olarak temyiz etmiş ise de, suçun vasfı ve cezanın miktarına göre, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı Kanunun 318. maddesi gereğince duruşma isteminin reddi ile yapılan incelemede,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık Ö.. A..’nın Ab.. Tekstil San. Tic. Ltd. Şti.nin sahibi ve yetkilisi olduğu, bu sanığın öteden beri yanında çalışmakta olan sanık M.. K.. ile H.. C..’u ikna ederek bu şahıslara İMÇ Makina Tekstil İnşaat ve Destek Sanayi Ltd. Şti adlı bir şirket kurdurduğu, bu şirketin yetkili temsilcileri ve müdürleri olarak ticaret siciline kaydını yaptırdığı ve sanık Ömer’e ait şirketin İMÇ isimli şirkete mal satıyormuş gibi göstererek müşterek imza ile keşide edilmesi gerekirken suça konu 25.03.2007 keşide tarihli, 9.975 TL bedelli çeki sanık Mürsel’in tek imzası ile keşide ettiği çeki alıp, geçersiz olduğunu bildiği halde bunu daha önce finansal kiralama sözleşmesi yaptığı ve borçlu olduğu katılan şirkete verdiğinin iddia ve kabul olunduğu olayda;
03/05/2004 ve 18/03/2005 tarihinde sanığın katılan şirketle finansal kiralama sözleşmesi yaptığı, borcun taraflar arasında taksite bağlandığı, sanığın sonradan borcuna karşılık suça konu çeki ciro ederek katılan şirkete verdiğinin iddia ve kabul olması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.03.1998 tarih ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere, önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için dolandırıcılık suçunun oluşmayacağının kabul edilmesi karşısında, dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmadığından sanıkların beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16/06/2014 gününde oybirliği ile karar verildi.