YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1947
KARAR NO : 2013/20925
KARAR TARİHİ : 25.12.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın gazete ilanı ile dükkanını satışa çıkardığı, katılanın dükkana alıcı olduğu, 25.000 TL’ye anlaştıkları, katılanın satış bedelinin tamamını sanığa ödediği, sanığın emekli albay olması nedeni ile katılanın kendisine güven duyduğu ve tapuya giderek taşınmazın üzerinde herhangi bir kayıt olup olmadığına bakmadığı, sanığın taşınmazın üzerinde ipotek olduğunu ancak bu ipoteği 15-20 gün içinde kaldırarak tapuda devir işlemini yapacağını beyan ettiği, bu şekilde sanığın dükkanı katılana fiilen teslim ettiği, katılanın daha sonra taşınmazın tapu idaresinde bulunan tapu kaydına baktığında katılanın beyanına göre 700.000 TL’lik, sanığın beyanına göre 170.000 TL’lik ipoteğin olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine katılanın sanığın yanına giderek “ipoteği kaldırmak mümkün değil paramı geri ver” dediği, bunun üzerine sanığın katılana “nakit para veremem, senet vereyim” dediği, katılanın sanığa güvenmemesi nedeni ile senedi kabul etmediği, bir müddet sonra
sanığın katılana sattığı dükkanı satmak üzere gazeteye ilan verdiği, katılanın kendisini tanıtmayarak sanığın bürosuna telefon açtığı ve alıcı olduğunu söylediği, telefona çıkan kişinin katılana satılan dükkanı 35.000 TL bedelle satmak istediklerini söylediği, sanığın taşınmaz üzerindeki ipoteği kaldırmadığı gibi taşınmazın tapudaki devir işlemini de yapmadığı ve bu şekilde hileli davranışlarla katılanı aldatıp kendisine yarar sağladığı ve dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 25.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy) (Karşı Oy)
Karşı Oy;
Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde; “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamak” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre, suçun oluşabilmesi için, failin mağdura karşı hileli davranışlarda bulunması, bu davranışlarla mağdurun aldatılmış olması, buna bağlı olarak mağdurun içine düştüğü bu yanılgı sonucu kendisinin veya bir başkasının zararına, failin ve üçüncü kişinin yararına haksız bir çıkar sağlanmış olmalıdır. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından sergilenen hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergilenişi açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldırıcı nitelikte olmalıdır.
Fail tarafından hileli davranışların haksız menfeatin elde edilmesinden önce veya engeç haksız menfeatin elde edildiği sırada mağdura yöneltilmesi gereklidir. Haksız yarar sağlandıktan sonra ortaya çıkan davranışlar suçun unsuru olmayıp, faildeki suç kastının belirlenmesi açısından önemlidir.
Failin haksız yararı sağladıktan sonraki hileli davranışlarının suçun sübutunu fail aleyhine etkilemesi için, failin baştan beri bu davranışları planlamış olması gerekir.
Somut olayda:
Sanığın, 27.07.2007 tarihli sözleşme ile mülkiyeti kızı …’na ait İzmir ili Narlıdere ilçesi 22 1-3A pafta, 8195 Ada, 2 Parselde kayıtlı öğretmenler sokak 4 nolu apartmanda 6/282 arsa paylı zemin kat 24 numaralı 22 M2 lik dükkanı 15.000 TL’si sözleşme tarihinde, 10.000 TL’si 30.08.2007 tarihinde ödenmek üzere vekaleten ve haricen katılana sattığı, taraflar arasındaki “22 07.2007 tarihli satış sözleşmesinin ekidir” başlıklı belgeye göre: 23.08.2007 tarihi itibariyle alıcı müştekinin satıcıya 21.750 TL ödediği, bakiye 3250 TL’nin ise 30.08.2007 tarihinde ödeneceği, tapu işlemlerine 15.09.2007 tarihinde başlanacağı, tapunun ise 30.09.2007 tarihinde teslim edileceği, bu maddelere uymayan tarafın karşı tarafa 15.000 TL tazminat ödemeyi kabul ettiği, tarafların beyanlarına göre, satış bedelinin tamamının sanığa ödendiği ve dükkanın sanık tarafından alıcı müştekiye teslim edildiği, ancak taşınmazın tapu kaydında başka bir borç nedeniyle ipotek bulunması nedeniyle devir işleminin yapılamadığı, bunun üzerine müştekinin satıştan vazgeçtiğini belirterek sanıktan satış bedelini istediği, sanığın ise, nakit yerine senet vermeyi teklif ederek bir örneği dosyada mevcut “SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ” başlıklı belgeyi ve 25.000 TL tutarındaki bonoyu tanzim edip imzaladığı ayrıca, müştekinin satıştan vazgeçtiği düşüncesiyle dükkanın satışı için gazeteye ilan verdiği fakat müştekinin senedi kabul etmeyerek belgeyi imzalamadığı ve dükkanın tapusunu istediği anlaşılmaktadır.
Sanık savunmalarında satış sırasında dükkanın tapu kaydı üzerinde ipotek olduğunu müştekinin bildiğini belirtmektedir. Müşteki ise beyanlarında ipotek konusunda bilgisinin olduğunu ancak ipotek borcunun miktarının 700.000 TL olduğunu tapudan öğrendiğini beyan etmektedir.
Tapulu taşınmazların harici satışı geçerli değilse de; taraflar arasında dükkan satımı nedeniyle düzenlenen satış sözleşmesi alıcıya satış bedelini ödeme, satıcıya da dükkanı alıcıya tapuda devir ve teslim borcunu yüklediği tartışmasızdır.
Sanığın taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu satış sırasında alıcı olan müştekiye bildirmediği kabul edilse dahi, müştekinin sonradan yaptığı gibi sözleşmeyi imzalamadan ve satış bedelini ödemeden önce tapu sicilinin aleniyet ilkesi gereği taşınmazın tapu kaydı üzerinde ipotek ve rehin olup olmadığını kontrol ettirip öğrenmesi mümkün olduğundan, sanığın ipotek konusunda susmuş yahut da müştekiye bilgi vermemiş olması nitelikli bir hile değildir. Zira sanık müştekinin tapu sicilinin aleniyet ilkesi karşısında satıştan önce ve satış sırasında tapuda ipotek kaydını öğrenmesini engellemiş değildir.
Diğer taraftan, satıştan sonra sanığın müştekinin satıştan vazgeçtiğini düşünerek dükkanın bir başkasına satılması için gazeteye ilan vermeyi önceden planladığına ve dolandırmak maksadıyla hareket ettiğine dair savunmanın aksini ortaya koyacak her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, sanık ile katılan arasındaki ihtilaf, taşınmazın harici satışından kaynaklanan tümüyle hukuki nitelik arzeden bir ihtilaf olması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle yerel mahkemenin verdiği kararın bozulması gerekirken onanmasına dair çoğunluk görüşüne karşıyız. 25.12.2013