YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20131
KARAR NO : 2014/12980
KARAR TARİHİ : 26.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sigorta edenin dolandırılması, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Suçun oluşması için, sigorta bedelini almak üzere, zararın gerçekleştiğini ileri sürerek bu bedeli sahte işlem ve belgelerle almaları ya da almaya kalkışmaları gerekir. Olayla ilgili belgeler sigorta kurumuna sunulmadıkça suçun icra hareketleri başlamaz. Failin sigortalı malını, sigorta bedelini almak için tahrip etmesi, yakması, bozması, yok etmesi kandırmaya yönelik ağır yalandır ve hiledir. Bu şekilde sigorta bedelinin alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması gerekmez. Sigortanın türü de önemli değildir. Mal veya yaşam sigortası mali sorumluluk sigortası vb. Olabilir. Yanıltıcı uygulamaların sadece araç sigortalarında değil, bedeni hasarlar da dâhil olmak üzere her tür sigorta alanında yapıldığı, sigorta şirketinin sözleşme şartları çerçevesinde ödememesi gereken bir hasarı ödetmek amacıyla sigorta şirketine bilerek yanlış bilgi verilmesi veya önemli bir hususun gizlenmesi ya da sigorta süresi içerisinde kasıtlı olarak bir hasara sebep olunması veya hasarın miktarının olduğundan fazla gösterilmesi suretiyle yarar sağlanması şeklinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.
Sanığın, ölen kardeşi adına kayıtlı olup kendisinin kullandığını beyan ettiği … plaka sayılı aracı ile seyir halindeyken 14.04.2009 tarihinde … plaka sayalı araç ile çarpışarak kaza yaptığı, meydana gelen kaza nedeni ile asli kusurlu olduğunun tespit edilmesi üzerine sigortadan para alamayacağını anlayan sanığın bu kez hazırladığı mizansen gereği 29.04.2009 tarihinde aynı aracını beraat eden temyiz dışı sanık …, karşı taraftaki … plaka sayala aracı ise yine beraat eden temyiz dışı sanık … kullanıyormuş gibi kaza tespit tutanağı hazırlayarak katılan şirketten kasko sigorta bedelini tahsil etmeye çalıştığı, yaptığı başvuru üzerine 580112 numaralı hasar dosyasının açıldığı, yapılan araştırma sonucunda böyle bir trafik kazasının hiç gerçekleşmediğinin anlaşıldığı somut olayda; temyiz dışı sanıkların trafik kazası tespit tutanağı içeriğinin doğru olmadığını, kazayı kendilerinin yapmadığını, sadece ehliyetlerini verip tutanağı imzaladıklarını beyan etmeleri ve sanığın inkara yönelik savunmasına karşın sigorta görevlisinin 12.05.2009 tarihli araştırma tutanağını imzalayarak aracı fiilen kendisinin kullandığını ve daha öncesinde kaza yaptığını, suça konu kaza ile ilgili olarak tutanak hazırlandığından haberi olduğunu beyan ettiği gözetildiğinde nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 36 tam gün olarak tayin edilmesi ile adli para cezası
belirlenirken uygulama maddesi olarak TCK’nın 52/2 maddesinin gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “36 gün”, “18 gün” ve “360,00 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “ 2 gün” ve “ TCK’nın 52/2 maddesi gereğince bir gün karşılığı 20,00 TL hesabı ile 40,00 TL” ibaresi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.