Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2015 E. 2013/20591 K. 23.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2015
KARAR NO : 2013/20591
KARAR TARİHİ : 23.12.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkların, müştekiyi dolandırmak için fikir birliğine vardıkları, bu amaçlarını gerçekleştirmek için aralarında plan yaptıkları ve ilk önce sanıklardan …’in, camiden çıkan müştekinin yanına yaklaşarak, ondan sigarasını yakmak için çakmak istediği, müştekinin de sigara kullanmadığını, dolayısıyla çakmağının olmadığını söylediği, daha sonra sanık …’in müştekiye “seninle bir işimiz var, bir yere gidelim” diyerek onu diğer sanıkların beklediği bir eve götürdüğü, sanıklar … ve …’ın kapıyı açarak müştekiye polis olduklarını söyledikleri ve sanık …’i sanki daha önce tanımıyormuş gibi yaptıkları, her ikisinden kimliklerini göstermelerini istedikleri, kendileri de güya polismiş gibi davranıp güya polis kimliklerini çıkartarak müştekiye değil de yanındaki diğer sanık arkadaşı …’e gösterdikleri, bunun üzerine sanık …’in kimliğini çıkartarak, diğer iki sanığa gösterdiği, müştekinin, yanında kimliğinin olmadığını söylediği, daha sonra sanıkların müştekiye, “haydi buradan yürüyerek biraz ileriye gidelim ” diyerek başka caminin önüne kadar birlikte gittikleri, yolda giderken sanık …’in, sanık …’e bir tokat attığı ve daha sonra telefonla sanki amirini arıyormuş gibi konuşmalar yaparak, “komserim şahısları yakaladık, yanımızda, getirelim” dediği, caminin önüne geldikleri sırada, sanık …’in, müştekiye “belki kimliğin cüzdanın içerisindedir, cüzdanını ver de bakayım ” dediği, müştekinin de cüzdanını sanık

İbrahim’e verdiği, içerisinde 1000 Euro ve 800 TL para bulunan cüzdanı alan sanık …’in müştekiye ” ben cüzdanına bakayım, bu arada sen git iki rekat namaz kıl, biz seni cami önünde bekliyoruz ” diyerek onun camiye gitmesini sağladığı,müşteki çıktığında sanıkların orada olmadıklarını anladığı, böylece, sanıkların, kendilerinin polis olduğuna müştekiyi ikna ederek haksız menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, müşteki beyanı, teşhis ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkların suçu işledikleri sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Somut olayda, sanıkların baştan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket ederek, müştekiye yönelik uzunca bir süre hileli hareketler yaptıkları, sanıkların temel amacının, müştekinin elindeki paraları onun kandırılması suretiyle alınması olduğu, sanıkların, zilyetliğin geçici tesliminden önce parayı almak amacıyla yoğun bir şekilde hile yaparak haksız menfaat temin etmiş olmaları karşısında, eylemin dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı ve hırsızlık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı dikkate alınarak tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5271 sayılı CMK’nın 326/2. maddesi uyarınca iştirak halinde işlenen suçlarda sanıkların; sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu oldukları gözetilmeden yazılı şekilde yargılama giderinin sanıklardan “müştereken ve müteselsilen” tahsiline karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, “müştereken ve müteselsilen” ibaresinin çıkarılıp yerine “eşit olarak” denilmek suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.