Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20883 E. 2014/13569 K. 08.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20883
KARAR NO : 2014/13569
KARAR TARİHİ : 08.07.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/327932
MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Ağır ceza Mahkemesi
TARİHİ : 14/04/2010
NUMARASI : 2009/296 (E) ve 2010/135 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Z.. Ş..nde temizlik elemanı olarak çalışan ve banka işlemlerini yerine getirme hususlarında hiç bir yetkisi bulunmayan sanığın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından depremde zarar görenlere verilen afet kredilerine ilişkin taksit ödemelerini yapmaya gelen kişilerden ödeyecekleri taksit tutarlarını teslim aldıktan sonra banka kayıtlarına geçirmeyerek para aldığı kişilere de bunun karşılığında daktilo ile düzenlediği fişleri, başka müşterilere ait fişleri veya mükerrir düzenlediği fişleri vermek suretiyle toplamda 44.500 TL parayı uhdesine geçirdiği, dava açılmadan önce 2750 TL parayı bankaya iade ettiği bu şekilde üzerine atılı olan suçu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanığın, bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş ve tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye itibar edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,ancak;
1- Sanığın haksız menfaatin bir kısmını dava açılmadan önce katılan bankaya iade ederek zararın bir kısmını gidermiş olduğunun anlaşılması karşısında; TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen “etkin pişmanlık” hükümlerinin sanık açısından uygulanabilirlik koşullarının tartışılarak katılan bankanın kısmi ödemeye rıza gösterip göstermediğinin sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun tekdir ve tayini gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Sanığın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından depremde zarar görenlere verilen afet kredilerine ilişkin ödeme yapmaya gelen 188 kişiden ödeyecekleri taksit tutarlarını teslim aldıktan sonra banka kayıtlarına geçirmeyerek ve para aldığı kişilere de bunun karşılığında gerçeğe aykırı olarak daktilo ile düzenlediği fişleri, başka müşterilere ait fişleri veya mükerrir düzenlediği fişleri vermek suretiyle toplamda 47.500 TL parayı uhdesine geçirdiği, dava açılmadan önce 2750 TL parayı bankaya iade ettiği, suçun işlenmesinden sonra yapılan geri ödemelerin zarar tazmini niteliğinde olduğundan iade ettiği kısım ile ilgili olarak sanık hakkında ancak 5237 sayılı TCK’nın 168.maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği, bu durumda sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 158/1, f, son maddesi gereğince haksız menfaat miktarının 47.500 TL ve haksız menfaatin iki katının 95.000 TL olması dikkate alınarak temel cezanın bu miktardan az olmayacak şekilde ”4750 gün adli para cezası” olarak belirlenmesi, aynı kanunun 43. maddesi uyarında 1/4 oranında arttırım yapılarak 5937 gün adli para cezası ile cezalandırılması, aynı kanunun 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak 4947 gün adli para cezası ile cezalandırılması ve mahkemenin takdirine göre de, TCK’nın 52. maddesi gereğince; 1 gün karşılığı 20 TL üzerinden hesaplanarak 98.940 TL adli para cezası ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, isabetsiz bir şekilde haksız menfaat miktarı olarak dava açılmadan önce yapılan ödeme sonucundaki miktar olan 44750 TL olarak belirlendikten sonra temel cezanın bu miktardan az olmayacak şekilde ”4475 gün adli para cezası” olarak belirlenmesi, teselsül hükümleri verilen hapis cezasına uygulanmasına rağmen sanık hakkında verilen adli para cezası üzerinden uygulanmayarak 62. madde uyarınca cezasından 1/6 oranında indirim yapıldıktan sonra 3729 gün adli para cezası karşılığı aynı kanunun 52. maddesi gereğince günlüğü 20 TL üzerinden hesaplanarak neticede sanığın 74.580 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek 24.360 TL eksik para cezasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326/son madde hükmü uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hadden saklı tutulmasına 08.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.