Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2277 E. 2013/21042 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2277
KARAR NO : 2013/21042
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır .Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi TCK’nın 158/1-b bendinde, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya, sığınmaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Zor ve tehlikeli durumda olduğunu söyleyerek menfaat sağlanması, acıma ve yardım duygularının kötüye kullanılması suretiyle suçun işlenmesindeki kolaylık nedeniyle bu hâl ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. Bir yakınının hastanede, karakolda, cezaevinde, vb, zor veya tehlikeli bir durumda olduğundan bahisle, ona götürülmek üzere para ve eşya olarak mağduru dolandıran kimse, onun, merhamet, acıma, yardıma koşma, korku ve telaşa kapılma duygularını sömürmektedir. Tehlikeli durumun gerçekte var olmadığı halde mağdurun buna inandırılmış olması nitelikli halin uygulanması için yeterlidir. Yalan da olsa mağdur gerçekte düşmüş olabileceği tehlikeli durum veya zor şartlar içine düşmekte ve o durumun gerektirdiği ruhsal ve psikolojik tepkilerle hareket etmektedir.
Sanıklardan …in eşi olan diğer sanık … ile birlikte katılanın köyüne giderek kendilerini doktor ve hemşire olarak tanıttıkları, sanık … ‘in dosya içerisindeki rapora göre yatalak hasta olan katılanı tedavi edeceklerini, kendisini devletin görevlendirdiğini söyleyerek yanında getirdiği masaj aletini katılanın ayaklarına bağlayarak çalıştırdığı, katılanın bir an için vücuduna his geldiğini düşünerek sözlerine güvenmeye başladığı sanığın kendisini yürütebileceğini iddia edip, 500,00 TL parasını aldığı, bir ay sonra gelerek devlete ait olduğunu söylediği makineyi alıp yerine başka bir makine vereceğini ve paranın kalanını da katılanı yürümeye başlayınca alacağını söylediği, kendisinden kartvizit istenince de diğer sanık …’in kartvizitlerinin bittiğini söylediği, bunun üzerine iki adet numaranın yazılı olduğu bir kağıdı verdiği, katılanın aradığı numaralardan birisinin gerçek dışı olduğunu, diğerinin ise başka birisine ait olduğunu fark ettiğinin iddia edildiği somut olayda; katılanın uzun zamandan beri yatalak olması, hastalığının niteliği ve bu konuda bilgisinin bulunması karşısında, hastalığına yönelik hilenin sağlıklı düşünmesini ve denetleme imkanını ortadan kaldırmadığı gözetilerek sanıkların TCK’nın 157/1 maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun temel şekli yerine, suçun hukuki vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde TCK’nın 158/1-b maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.