Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2327 E. 2013/14955 K. 07.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2327
KARAR NO : 2013/14955
KARAR TARİHİ : 07.10.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’nın, mağdur …’dan almış olduğu Türkiye Finans Katılım Bankası … Şubesi’ne ait …, …, … numaralı imzasız üç adet hatır çekine bedel yazdıktan sonra tüm çeklerin ön yüzünde bulunan mağdur …’ın adının yazılı olduğu keşideci kısmını mağdurun imzasını taklit etmek suretiyle imzaladığı, bu şekilde çekleri sahte olarak düzenledikten sonra Ziraat Bankası … şubesinden alacağı kredinin teminatı olarak 04.12.2008, 12.12.2008 ve 22.12.2008 tarihlerinde ciro ederek bankaya vermek suretiyle üzerine atılı dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda; sanığın savunmalarında, mağdurun Esnaf ve Kefalet Kooperatifine olan borçlarını ödediği için suça konu çekleri imzalanmış bir şekilde kendisine verdiğini, mağdurun bunları kullanacağını bildiğini, bankadan 12.000 TL kredi çekebilmek için çekleri 20.000 TL olarak düzenlemek zorunda kaldığını, hatta mağdurun çeklerin karşılığının bulunmaması üzerine bankaya giderek ödeme planı için anlaştığını belirterek üzerine atılı suçlamaları kabul etmemesi, mağdurun da aynı şekilde, kooperatife olan borcunu kapatması karşılığında çekleri imzalamadan sanığa verdiğini beyan ederek sanığı kısmen de olsa doğrulaması, … Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen raporda, ciro imzasının sanığın eli ürünü olduğunun belirtilmiş olmasına rağmen, çeklerin ön yüzündeki yazı ve imzaların sanığa ait olup olmadığının tespit edilemediği kanaatine ulaşılması, mağdurun, söz konusu çeklerin ibrazından sonra, çeklerin kaybolduğu ve çalındığı yönünde adli makamlara herhangi bir başvurusunun bulunmaması, tanık sıfatı ile dinlenilen banka görevlisi …’un beyanlarında, mağdurun çeklerinin karşılığını ödemek üzere bankaya birkaç kere geldiğini belirterek sanığın savunmalarını doğrulaması da gözetilerek; ticari faaliyetler içerisinde bulunan sanığın, keşideci imzası bulunmayan çekleri kabul etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması nedeniyle suça konu çeklerin imzalı olarak kendisine verildiği yönündeki beyanlarının oluşa uygun olması, mağdurun sanığa olan borcu karşılığında teminat olarak verdiği çeklere ileride itiraz edebilme hakkını kullanabilmek için bir başkasına imzalatmış olabileceğinin de ihtimal dâhilinde olması nedeniyle sanığın savunmasının
aksinin ispat edilememesi, mağdurun önceye dayalı rızasının bulunması, bankanın vereceği 12.000 TL kredi için 20000 TL tutarında teminat çeki istemesi nedeniyle sanığın, söz konusu çekleri borcu aşacak şekilde düzenlemek zorunda kaldığını, aradaki farkı aralarındaki güven ilişkisi doğrultusunda mağdura ödeyeceği yönündeki savunmalarının kabul edilebilir olması hususları gözetilerek, mahkemece resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.