YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/326
KARAR NO : 2013/13240
KARAR TARİHİ : 16.09.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi,bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık …’ın ruhsat sahibi olduğu … plakalı aracı katılan ve eşinin noter satışı olmadan harici olarak satın aldıkları, katılanın aracı yaklaşık iki yıl kadar kullandığı,
daha sonra, sanıklar arasında gerçekte bir borç ilişkisi bulunmamasına rağmen, gerçeğe aykırı bir senet düzenlendiği, sanık …’nın borçlu, sanık …’ın da alacaklı olarak gösterildiği senedin ödenmemesi üzerine yapılan icra takibi sonucu, aracın haczedilerek katılanın elinden alınıp otoparka çekildiği, böylece sanıkların gerçeğe aykırı bono tanzim etmek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu; gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi bulunmamasına rağmen, sadece katılanı zarara uğratmak amacıyla sahte bir senet tanzim edip icraya başvurarak aracın haczedilmesini sağlayarak da kamu kurumu olan icra dairesini aracı kılarak dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, sanık ve katılan ifadeleri, icra dosyası, noter belgesi ve tüm dosya kapsamına göre, senedin sahte olarak düzenlenerek aracı katılanın elinden almak amacıyla haciz işlemi yapıldığına dair ve suça konu senedin, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenmesi nedeniyle, muvazaalı olarak hazırlandığına dair delil bulunmadığı, yine noter satışı olmadan haricen alınan aracın, ruhsat sahibinin herhangi bir borcu nedeniyle haczinin her zaman mümkün olduğu dikkate alınarak eylemin taraflar arasında hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu anlaşılmakla, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ayrı ayrı ONANMASINA, 16/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.