YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/653
KARAR NO : 2013/14393
KARAR TARİHİ : 30.09.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanığın, şikayetçinin bankaya uğrayıp işyerine döndüğü sırada yanına gittiği ve selam verdiği, şikayetçinin selamı alması üzerine “Ne mutlu sana ki sen Allah’ı bilenlerdensin” dediği, 1-2 dakika konuşmak istediğini söylediği, görünüş itibariyle cübbeli ve sakallı olan sanığın muhafazakar görünümünden dolayı kendisine güven duyan şikayetçinin bu öneriyi kabul ettiği ve birlikte yakındaki bir parka kadar yürüdükleri, yürürken şüphelinin dini içerikli bir takım sözler ve dualar okuduğu, şikayetçiye “Sen Allaha inanan birisin, bize hayır yap, bu para ile kurban keseceğiz, yoksul çocuklara giyecek dağıtacağız.” diye söylediği, sanıktan etkilenen şikayetçinin o esnada cebinde bulunan 1.000 TL parayı verdiği, ancak sanığın daha fazla paraya ihtiyaç olduğunu belirtmesi üzerine birlikte … yerine gittikleri ve burada 4.000 TL daha parayı verdiği, parayı alan sanığın şikayetçinin kartvizitini alarak olay yerinden ayrıldığı, birkaç gün sonra telefon ile şikayetçiyi arayan sanığın “Verdiğin para ile kurban kesip fakirlere dağıttık, senin için hepsi dua ediyor.” diye söylediği, bu olaydan birkaç gün sonra şikayetçiyi tekrar arayarak bir dostu ile görüştüreceğini söyleyip … ilçesinde bulunan … Türbesine gelmesini istediği, burada şikayetçiyi bir dostu ile tanıştırdığı, hep birlikte şikayetçinin aracına bindikleri, birlikte …’a kadar gittikleri, yolda sanığın şikayetçiye dini hikayeler anlattığı, diğer şahsın ise hiç konuşmadığı ve devamlı olarak fısıltı biçimde dua okuyup elinde bulunan tespihi çektiği, …’da aracı park edip araç içinde sohbet ettikleri, bu sırada sanığın şikayetçiye dini içerikli ifadeler, nasihatler ve özlü sözler içeren 3 sayfadan ibaret bir mektup yazdırdığı, ayrıca “gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı dönenin canı, bu yol kıldan ince kılıçtan keskindir.” biçiminde sözler söylediği, bu şekilde dini telkinlerle etki altına aldığı şikayetçiden 24.000 TL daha istediği ve paranın hayırlı işlere gideceğini, bunun bir imtihan olduğunu, amacının da dünya malına gösterdiği ehemmiyeti ölçmek olduğunu, kendilerinin Hz. … ve …’nin Dervişleri olduklarını söylediği, şikayetçinin bu parayı veremeyeceğini söyleyince şüphelinin daha önce söylediği gelenin malı dönenin canı şeklinde dini telkin içeren sözleri tekrarlayarak parayı bulmasını söylediği, şikayetçinin birikmiş 12.000 TL’si olduğunu bildirmesi üzerine sanığın bu parayı alıp geri kalan 12.000 TL parayı da ertesi gün getirmesini istediği, ertesi gün diğer 12.000 TL parayı da temin edip aynı yerde buluştuğu sanığa verdiği, Nisan ayı içinde sanığın şikayetçiyi tekrar telefon ile arayarak seni efendimiz ile tanıştıracağım diye söyleyip …’da bulunan … Türbesi’ne davet ettiği, burada ki buluşmalarda sanığın yanında bulunan ve açık kimliği tespit edilemeyen başka bir şahsı efendimiz diyerek şikayetçiye tanıştırdığı, sanığın efendimiz diye tanıştırdığı bu kişinin şikayetçiden 40.000 TL daha para istiyoruz diye söylediği, şikayetçinin bu parayı veremeyeceğini belirtmesi üzerine de “Paran yoksa arabanı sat, borç al, bu parayı bize ver.” dediği, şikayetçinin parayı bulamayacağını yinelemesi üzerine “Çocuklarını
çok mu seviyorsun, çocuklarınla imtihan olabilirsin.” biçiminde dini telkin içeren sözleri söyleyerek parayı bulmasını ısrarlı biçimde bildirip oradan ayrıldıkları, şikayetçinin birkaç gün içinde arabasını satıp çevresinden borç para bularak bu parayı ödediği, bu olaydan birkaç gün sonra açık kimliği aydınlatılamayan ancak sanığın vasıtası ile aradığı anlaşılan bir şahsın şikayetçiye Terazidere metrosuna çağırdığı ve buluştukları, şikayetçinin sanığı kastederek “Nebi nerede?” diye sorduğu, meçhul şahsın da “Biz hepimiz aynıyız, sana son bir görev veriyorum. Bize son olarak 12.000 TL para daha ver.” diyerek yanından ayrıldığı, şikayetçinin ertesi gün 12.000 TL parayı …’de Florance Nightingale Hastanesi’nin yakınlarında meçhul şahıs ile buluşup kendisine verdiği, bu olaydan birkaç gün sonra sanığın telefon ile şikayetçiyi arayarak meçhul şahsı kastedip “Onlar şeytandı. Sen neden o parayı ona verdin. Beni görmeden kimseye iyilik yapmayacaksın. O para boşa gitti.” diyerek telefonu kapattığı, dini duyguların etkisi altında kalarak maddi ve manevi olarak büyük bir çöküntü içerisine girdiği, bu aşamada şikayetçinin telefonlarını kapatıp şüpheliler tarafından kendisinin aranmasını önlemeye çalıştığı, ancak 08/07/2008 tarihinde telefonunun açtığında sanığın kendisini tekrar arayarak son görev olarak 24.000 TL parayı … meydanına getirmesini istediği, akşam 19:00 sıralarında yaptıkları ikinci görüşmede parayı getiremeyeceğini söylediğinde, o zaman 11/07/2008 günü … namazından sonra 40.000 TL parayı Kasımpaşa … Türbesi’nin yanına getireceksin diye söylediği, maddi olarak tükenen ve istenen parayı bulma olanağı kalmayan şikayetçinin bu olaydan kurtulmak için polise başvurmaya karar verdiği ve olayı karakola bildirdiği, emniyet görevlilerince yapılan operasyonda sanığın buluşma yerinde yakalandığı olayda, mahkemenin nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup; 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde hapis cezası yanında adli para cezası da öngörüldüğü halde sanık hakkında adli para cezasına hükmedilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 30/09/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.