Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/7038 E. 2014/1068 K. 23.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7038
KARAR NO : 2014/1068
KARAR TARİHİ : 23.01.2014

Tebliğname No : 6 – 2010/2459
MAHKEMESİ : Uşak 1.Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 26/02/2009
NUMARASI : 2008/163 (E) ve 2009/137 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık (değişen suç vasfına göre hırsızlık)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Yanında bulunan 3-4 yaşlarında erkek bir çocuk ile birlikte dilenmek amacıyla katılanın evine giden sanığın, 50 kuruş aldıktan sonra evin önünden ayrılmayarak bir süre evin önünde oturduğu, daha sonra katılana eşiyle ailesi üzerinde büyü olduğunu, kendilerini başkalarının öldürmek istediğini, bu büyüyü okumak suretiyle yok edeceğini söyleyerek evden eşine ait ceket, kazak ve altın getirmesini istediği, katılanın da evde bulunan iki adet yarımlık altın ile eşine ait kazağı sanığa verdiği, sanığın altını kazak içerisine sardıktan sonra o esnada ezan okunması ile birlikte namaz kılmak için ayrıldığı ve katılana kazağı akşam namazından sonra açmasını söylediği, akşam namazını bekleyen katılanın altınların olmadığı farkettiği ve böylece sanığın dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olayda; eylemin temas ettiği, 5237 sayılı TCK’nın 158/1.a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın gözetilmesine, 23.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.