Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/7284 E. 2013/17143 K. 11.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7284
KARAR NO : 2013/17143
KARAR TARİHİ : 11.11.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; olay tarihinde evli olan katılanların emekli maaşını çekmek için Bodrum Ziraat Bankası şubesine doğru yürüdükleri sırada daha önceden tanımadıkları sanık …’ın karşılarına çıkarak; oğullarının arkadaşı olduğunu belirtip katılanlar ile bir süre sohbet ettikten sonra kayın validesinin öldüğünü, miras kalan paraları torunlarına vereceklerini, bu paralara haram karışmasını istemediklerini söyleyerek katılan …’den üzerindeki paraları çıkartmasını istemesi üzerine, katılan …’nin, üzerinde para olmadığını, bankadan çekeceğini söylediği, bankadan 650 TL parayı çekip sanık …’ın bulunduğu yere tekrar geldiğinde, sanık …’ın, miras kalan paraların eniştesinde olduğunu belirterek katılanları, kimliği tespit edilemeyen diğer bir şahsın bulunduğu yere götürdüğü, kimliği tespit edilemeyen bu şahsın üzerinden 1.250 TL para çıkartarak katılan …’ye verdiği, sanık …’ın, para karıştırma işleminin nasıl olması gerektiğini hocaya sorma bahanesiyle olay yerinden ayrıldığı, bir müddet sonra gelerek, kabul olunması için paraların üzerine kıymetli eşyaların da konulması gerektiğini söyleyip katılan …’e ait kolye ve bileziğin de paraların üzerine konulmasını istediği, katılan …’in kendisine ait altın kolye ve bileziğini paraların üzerine koyduğu, sanığın, katılanları, abdest almadan kabul olunmaz hilesi ile abdest almak üzere camiye gönderdikten sonra paraları ve ziynet eşyalarını alarak olay yerinden kaçtığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından teknik takip kapsamında benzer dolandırıcılık eylemlerini gerçekleştiren şüphelilerin tespitine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yakalanan sanığın fotoğrafının katılanlara soruşturma aşamasında gösterildiğinde, katılanların kesin olarak sanığı teşhis ettikleri, suçlamaları reddeden sanığın yargılama aşamasında teşhise elverişli fotoğrafların çekilerek katılanlara ikinci kez gösterildiğinde, katılanların fotoğraftan sanığı kesin olarak teşhis ettiklerinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hükümde yer alan “5237 sayılı TCK’nın 158/1.a, 62, 52/2. maddeleri gereğince sonuç olarak verilen 100 gün adli para cezası karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL’den olmak üzere 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ifadelerinin yerine “5237 sayılı TCK’nın 158/1.a maddesi gereğince 5 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 62. maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 4 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına”, aynı Kanunun 52/2. maddeleri gereğince verilen 4 gün adli para cezası karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL’den olmak üzere sonuç olarak 80.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.