YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8091
KARAR NO : 2014/1196
KARAR TARİHİ : 27.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; evli olan katılanların traktörlerini galericiye sattıktan sonra ellerine nakit olarak geçen 19.000,00 TL ile birlikte noterden çıktıkları sırada yanlarına hakkında kimliği tespit edilemediğinden tefrik kararı verilerek daimi aramaya alınan şahsın gelerek katılanlara kendisini oğullarının asker arkadaşı olarak tanıttığı, ölen dedesinin vasiyetini gerçekleştirmek üzere dedesinden kalan 50.000,00 TL’yi dağıtmak için okutacağını, bir kısmını (20.000 TL’yi) kendilerine hayır için verebileceğini, ancak kendilerinde bulunan parayı da vermelerini, paraları birlikte okuttuktan sonra kendilerine vereceklerini beyan etmesi üzerine katılanların çantalarında bulunan paranın tamamını bu kişiye verdikleri, bu kişinin de hemen yanlarında bulunan sanık …’e parayı verip sözde okutmaya gönderdiği, kimliği tespit edilemeyen diğer şahsın da katılanlara “Burada bekleyin, parayı okutup getireceğiz” dediği, bir süre sonra bu kişinin de yanlarından ayrıldığı, karanlık olduğu için korktuklarından peşlerinden gitmedikleri, 15-20 dakika kadar beklemelerine rağmen kimse gelmeyince dolandırıldıklarını anlayarak polise haber verdikleri, sanık …’in savunmalarında suç tarihinde İzmir’de olduğunu beyan etmesine rağmen, telefon kayıtlarından suç tarihinde Çorum’da bulunduğunun tespit edildiği, ayrıca katılan …’nin de sanığı teşhis ettiği anlaşıldığından, sanığın eyleminin dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 27.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.