YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8133
KARAR NO : 2014/1087
KARAR TARİHİ : 27.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Katılan vekilinin temyiz isteminin, sanık … hakkında verilen kararlara yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması
Halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda, temyiz dışı … isimli kişinin işçi olarak mobilyacıda çalıştığı, arkadaşı …’ün, …’e, vergi borçlarının olması nedeniyle onun adına gıda üzerine ama birlikte çalıştıracakları bir işyeri açmayı teklif ettiği, …’in de bunu kabul ettiği, …’in, işyeri kendi adına kayıtlı olduğu için ilgili bankadan çek karnesi alıp …’e verdiği, bir süre sonra …’in, başka bir suç nedeniyle tutuklanarak cezaevine konulduğu, bu arada onun adına açılan işyerinin faaliyetinin de devam ettiği,…’ün, çeklerin kullanılmasına rıza göstermediği, bu yönde bankaya yazı da yazdığı, sanığın da, bu işyerinde işçi olarak çalıştığı,… işyerinde bulunmadığı bir günde, katılanın gıda malzemesi satmak üzere sanığın çalıştığı işyerine geldiği, malzemeleri boşaltarak sanıktan suça konu 27.048 TL ve 15.900 TL bedelli iki adet çeki aldığı, katılanın, kendisine verilen çeklerin boş olarak sanık tarafından imzalandığını gördüğü, çeklerde keşideci olarak görünen …’i hiçbir zaman görmediği, daha önce de sanık ve…’e mal vermiş olması ve bu şekilde aralarında ticari ilişki bulunması nedeniyle sanığın, çek keşide etmeye yetkili olup olmadığına bakmadan çeki aldığı, katılanın, çekin başkasına ait olduğunu bildiği, sanığın, başkasının yerine imza atarak çeki keşide ettiğini gördüğü, buna rağmen çekleri aldığı, daha sonra
çeklerin ödenmediği, icra takibine geçildikten sonra, sahte olduğunun anlaşıldığı, yapılan bilirkişi incelemesinde, her iki çekteki imzaların ve yazıların keşideci … ile katılana ait olmadığı, sadece 27.048 TL bedelli çekteki keşideci imzasının sanığa ait olduğu ve çeklerdeki sahtecilikte aldatma kabiliyetinin bulunduğunun belirlendiği, böylece sanığın, yetkisi olmadığı halde keşideci adına çek keşide edip haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
1- Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık, katılan ve tanık beyanları, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, sanığın yetkisi olmadığı halde keşideci adına çek imzalayarak sahtecilik suçunu işlediği sabit olmakla bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Gerekçeli kararda, sanık hakkında hangi suçtan dava açıldığının kısaca belirtilmiş olması, yapılacak araştırma ile iddianame içeriğinin ayrıntılı yazılmamasının, bu aşamada sonuca bir etkisinin bulunmaması nedeniyle, ayrıca hakimin takdir hakkını kullanarak, temel cezanın belirlenmesinde gösterdiği, sanığın kastı, suçun işleme sebebi ve yeri gibi gerekçelerinin yasal ve yeterli olması karşısında, bu yönde bozma isteyen tebliğnamedeki düşüncelere iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere; önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı, mahkemece sanığın suça konu çekleri önceden doğan borcu nedeniyle verdiği kabul edilerek beraat kararı verilmiş ise de, katılanın 04.05.2010 tarihli oturumdaki beyanında önce malları vererek, sonra çekleri aldığını söylediği ve yine “…. aradan 5-10 dakika kadar süre geçtikten sonra çekleri verdi ” şeklindeki anlatımı hükme esas alınmış ise, bu halde dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşacağı dikkate alınarak, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, katılan ve sanığın yeniden ifadelerinin alınarak, hangi tarihte sanığa malların verildiği ve hangi tarihte suça konu çeklerin alındığının kesin biçimde tespit edilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.