Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/8243 E. 2013/18366 K. 25.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8243
KARAR NO : 2013/18366
KARAR TARİHİ : 25.11.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanığın, katılanın borçlu olarak gözüktüğü 08.08.2006 tanzim ve 08.04.2008 ödeme tarihli 160.000,00 TL’lik bono senedini sahte olarak düzenleyip 14.02.2010 tarihinde alacaklı sıfatıyla icra takibine koymak suretiyle sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda; sanığın aşamalardaki tüm savunmalarında, katılanla aralarında yapmış oldukları satış sözleşmesine istinaden katılandan 160.000,00 TL değerinde taşınmaz aldığını, parasını peşin ödediğini, katılanın da buna karşılık kendisine suça konu senedi verdiğini, ancak söz konusu taşınmazı bir başkasına satarak taşınmazın resmi olarak devrini yapmadığı gibi parasını da geri vermediğini, onun yerine 120.000,00 TL değerinde taşınmaz verdiğini, kalan borcunu ödememesi üzerine 40.000,00 TL olan alacağı nedeniyle icra takibi başlattığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi, dosya içerisinde yer alan 15.02.2006 ve 04.07.2006 tarihli satış sözleşmesi ile protokolden sanıkla katılan arasında gerçekten bir hukuki ilişkinin olduğunun anlaşılması, tanıkların da beyanlarının bu doğrultuda olması, katılanın ifadelerinde senetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtmesine rağmen, sözleşme ve protokolden hiç söz etmeyerek aralarında hiçbir hukuki ilişki yokmuş gibi hareket etmesi, katılanın aynı taşınmazı sattığı tanık Bünyamin’e, sanığa bilerek kendisinin imzalamadığı senedi verdiğini ve kriminale gidip gelinceye kadar zaman kazanacağını söylemesi, senet altındaki imzanın katılanın eli ürünü olmasa da, senedi sanığa verdiğinin sabit olması, sanığın 160.000,00 TL’lik senetten alacağı kadarını icra takibine koyması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğine dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.