YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8739
KARAR NO : 2014/2643
KARAR TARİHİ : 13.02.2014
Tebliğname No : 15 – 2011/239025
MAHKEMESİ : Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/03/2011
NUMARASI : 2010/123 (E) ve 2011/43 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılan A.. U..’ı telefon ile arayıp kendisini Hasan olarak tanıtan bir kişinin daha önce köylerindeki askeri birlikte görev yaptığını, kendisini bu nedenle tanıdığını, oğlunun samanlıkta altın bulduğunu, bu altınları satmak istediğini söylemesi üzerine katılanın yanına oğlu olan İ.. U..’ı da alarak Turgutlu’ya gidip kendisini Hasan olarak tanıtan ancak kimlik bilgileri tespit edilemeyen şahıs ve onun dayısı olarak tanıştırdığı sanık R.. İ.. ile buluştukları, kendisine gösterilen numune altının gerçek olduğunu anlayınca pazarlık yaptıkları ve 10,5 kg ağırlığındaki altını 40.000,00 TL karşılığında satın alma konusunda anlaştıkları, parayı tedarik eden katılan ve mağdurun tekrar Turgutlu’da sanık ve yanındakiler ile buluştukları, sanıkların parayı sayma bahanesi ile girdikleri evin arka kısmından kaçtıkları somut olayda; sanığın savunmasında suçlamayı kabul etmediği gibi katılan ve oğlunu hiç görmediğini beyan etmesine rağmen katılan ve mağdurun sanığı teşhis ettiklerine dair beyanları karşısında dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Katılan ile mağdurun 27.05.2008 tarihinde kollukta verdikleri ifadelerinde sanığın olaydan 10-15 gün sonra 40.000,00 TL paralarını geri verdiğini söylemeleri karşısında sanık hakkında TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.02.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.