Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/8740 E. 2014/2642 K. 13.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8740
KARAR NO : 2014/2642
KARAR TARİHİ : 13.02.2014

Tebliğname No : 15 – 2011/239052
MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 01/04/2011
NUMARASI : 2011/33 (E) ve 2011/46 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıklardan A.. G..’nın katılanın işyerine gidip kendisini İ..H.. isimli şahsın gönderdiğini söyleyerek Kur’an kursu için 4 ton kömür satın alacağını söylediği, üzerinde İ..H.. isimli şahsa ait olduğunu söylediği telefon numarası bulunan kâğıdı verdiği katılanın bu numaradan diğer sanık A.. P.. ile görüşmesine rağmen, sanığın kendisini İ..H.. olarak tanıttığı, parasını daha sonra vermek üzere 4 ton kömürün satışı konusunda anlaştıkları, sanık A.. G..’nın piyasadan temin ettiği nakliyeci A..K.. ile birlikte kömürleri Serintepe’ye götürdükleri, sanıkların kullandığı telefon numarasının tanık İ.. E..’ya ait olduğu, ancak telefon hattının tanığın kaybettiği nüfus cüzdanı kullanılmak suretiyle bilgisi dışında çıkartıldığı ve benzer suçlardan sanıklar aleyhine açılan davalarda da aynı numaranın kullanılmış olduğunun anlaşılması karşısında amaç ve fikir birliği içerisinde hareket eden sanıkların önceden kurguladıkları mizansen gereği katılanın parasını başından beri vermemeyi planladıkları ve böylece haksız menfaat temin ettikleri somut olayda; dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık A.. G.. müdafii ile sanık A..P..’ın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık A.. G..’nın cezaevinde tutuklu olduğu gözetilmeden, katılanın zararının yakınları tarafından giderilmesi karşısında sanığın bizzat pişmanlık göstermediği gerekçesi ile TCK’nın 168. maddesinde düzenlen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması ve suçu iştirak halinde işlediği kabul edilen diğer sanık A.. P..’tan katılanın zararının giderildiği konusunda bilgisinin olup olmadığı, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması konusunda bir itirazının bulunup bulunmadığı sorularak sonucuna göre hakkında TCK’nın 168/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, Sanık A.. G.. müdafii ve sanık A..P..’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.02.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.