Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/9364 E. 2014/2749 K. 17.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/9364
KARAR NO : 2014/2749
KARAR TARİHİ : 17.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/16856
MAHKEMESİ : Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 11/11/2009
NUMARASI : 2008/174 (E) ve 2009/111 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık H.. A.. hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik herhangi bir temyiz talebi bulunmadığı dikkate alınarak, sanık E.. D.. hakkında aynı suçlardan verilen mahkumiyet kararlarıyla sınırlı olarak yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
H.. A..’nin, Anadolu Petrol Ürünleri Madencilik Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin ortağı, sanık E.. D..’in de söz konusu firmanın temsile yetkili müdürü olduğu, müşteki Ramazan’ın bu firmada bir müddet çalıştıktan sonra işten ayrıldığı, işten ayrılmasından sonra, birikmiş ücret alacaklarını alabilmek için, şirket aleyhine Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla tazminat davası açtığı, 10/05/2007 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, bunun üzerine müştekinin, 11/06/2007 tarihinde Tavşanlı 1. İcra Müdürlüğü’nün 2007/2563 sayılı dosyası üzerinden şirket aleyhine 7.071. 65 TL olan alacağı için ilamlı takibe giriştiği, takibin devam ettiği süreçte, 24/03/2008 tarihinde, sanığın müdür olarak görev yaptığı şirketin vekili vasıtasıyla, Tavşanlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek müşteki tarafından keşide edildiğini ileri sürdükleri suça konu 9.000 TL bedelli ve borçlusunun müşteki, alacaklısı ise ilgili şirket olan ve 15/03/2006 vade tarihli bonoya istinaden ihtiyati haciz kararı aldırdıkları ve 27/03/2008 tarihinde de, Tavşanlı 1. İcra Müdürlüğünün 2008/1552 sayılı dosyası üzerinden müştekinin takip alacaklısı olduğu 2008/2563 sayılı takip dosyasındaki alacaklarının ihtiyaten haczini sağladıkları, 31/03/2008 tarihinde müşteki aleyhine kambiyo senetlerine dayalı takip başlatılarak ödeme emri çıkarıldığı, senet üzerinde yaptırılan inceleme sonrasında, keşideci imzasının müştekinin eli mahsulü olmadığının belirlendiği, sanığın, müştekiye 2006 yılında borç para verdiklerini belirttiği, müştekinin ve temyiz dışı Halil’in bu iddiayı doğrulamadığı, senetteki yazı kısımlarının temyiz dışı Halil tarafından doldurulduğunun kabul edildiği, böylece sanığın, kendi aleyhine dava açıp kazanan müşteki aleyhine sahte senet düzenleyip, bu senedi icraya koymak suretiyle kamu kurumunun aracı kılınması suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, senetteki imzanın müştekiye ait olmaması, asgari ücretle çalışan müştekinin, yüksek meblağlı bir borç altına girmesi veya böyle bir borç alsa bile senedin vadesinin iki ay olarak öngörülmesinin, müştekinin ekonomik durumu dikkate alındığında hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sanık ve tanık ifadeleri arasında çelişki bulunduğu, sanık, katılan ve tanık beyanları, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre sanığın, temyiz dışı sanıkla birlikte hareket ederek müştekinin eli ürünü olmayan senedi kullanmak suretiyle üzerine atılı resmi evrakta sahtecilik suçunu işlediği ve gerçeğe aykırı olması nedeniyle hile unsurunu teşkil eden söz konusu bonoyu kamu kurumu olan icra dairesini aracı kılmak suretiyle icraya koyarak dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediği sabit olmakla bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın, sabıkalı olduğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, sanığın sabıka kaydına konu karşılıksız çek keşide etmek suçu ile ilgili olarak hükümden sonra yürürlüğe giren 5941 sayılı Kanun’da 6273 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, bu eylemin suç olmaktan çıkarılmış olması karşısında; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesindeki objektif koşulları yanında sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurulup, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği da hususu değerlendirilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
2-Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen hüküm açısından; hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.