Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/10079 E. 2013/12402 K. 03.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/10079
KARAR NO : 2013/12402
KARAR TARİHİ : 03.07.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
KATILAN SANIKLAR : …, …

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Katılan sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlisine hakaret, katılan sanık … hakkında yaralama suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
5271 Sayılı CMK’nın 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı, katılan sanık … hakkında 05.06.2012 tarihinde verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı müdafiinin yaptığı itirazı üzerine, … Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda verdiği red kararı ile verilen hükmün kesinleştiği anlaşıldığından, temyiz isteminin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317.maddesi gereğince REDDİNE, katılan sanık … yönünden görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere … Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
2-Sanık … hakkında nitelikli mala zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlisine hakaret, katılan sanık … hakkında nitelikli mala zarar verme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir
daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur.İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine
karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
… Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan,sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda; … Atatürk heykeli civarında kavga olayının ihbar edilmesi üzerine, katılan polis memurlarından …, … ve …’in devriye aracı ile olay yerine intikal ettikleri, olay yerinde hal ve hareketlerinden alkollü oldukları anlaşılan katılan sanık … ile …’in, haklarında şikayet olmadığı için işlem yapılmayan ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bazı şahıslarla tartıştıklarının görülmesi üzerine katılan polis memurlarının olaya müdahele etmek istedikleri sırada katılan sanık …’un polis memurlarına “lan siz kimsiniz, ne karışıyorsunuz, çekin gidin buradan” şeklinde karşılık verdiği, sakin olması söylenmesine rağmen bu sefer polis memurlarına sinkaflı küfürler ettiği, gelen ekipte bulunan katılan polis memuru …’in yakasına yapıştığı, katılan …’in elinden kurtulması üzerine katılan …’e tekme ve yumruk salladığı, katılan …’in geri çekilmesi nedeni ile isabet ettiremediği, bunun üzerine polis memuru katılan …’ın katılan sanık …’u tutmaya çalıştığı, bunu gören diğer sanık …’in devreye girerek katılan …’ın çenesine ve göğsüne yumruk vurduğu, sanıklar sakinleşmeyince ekipte bulunan katılan polis memuru …’in, önce katılan sanık …’a
biber gazı sıkarak etkisiz hale getirdiği, bu sefer sanık …’in sinkaflı küfür ederek katılan …’e yumruk salladığı, katılan …’in sol elinden yaralandığı, sonrasında katılan …’in sanık …’e de biber gazı sıkarak etkisiz hale getirdiği, sanıklara kelepçe takılarak devriye aracına bindirilmek istenildiği, bu sırada sinkaflı küfürlerine devam ettikleri, araç içerisine bindirildiklerinde, aracın arka kısmında bulunan koruma demirlerini vurmak suretiyle eğdikleri, karakola getirildikleri sırada da sinkaflı küfürlerine devam ettikleri, karakolda bulunan diğer katılan polis memurları katılanlar … ile komiser yardımcısı katılan sanık …’a da sinkaflı küfürler ettikleri, yarın karakoldan çıkacaklarını, bu işin yarının da olduğunu, hepsine günlerini göstereceklerini söyledikleri anlaşıldığından, mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 03.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.