YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/10178
KARAR NO : 2013/12355
KARAR TARİHİ : 03.07.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma suça konu şeyin amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun
oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, … ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur … ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Sanıkların, başka bir suçtan dolayı … Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarına ilişkin duruşmada, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi üzerine, kamu görevi ifa eden jandarma görevlilerine karşı geriye dönük işlemlerini yapmayı engellemek amacıyla cebir olarak nitelenecek şekilde eylemlerde bulundukları, sanık …’ın mahkemeye hitaben sinkaflı küfürler ettiği ve “böyle adalet mi olur, başlarım böyle mahkemeye”
Şeklinde sözler sarf etmek suretiyle kamu görevi ifa eden mahkeme heyetine hakaret ettiği, bu sırada sanık …’ın duruşma salonunun giriş kapısına tekme atmak suretiyle zarar verdiği ve kendisini kelepçelemek isteyen şikayetçi jandarma görevlisi …’ın elini bükerek serçe parmağının kırılmasına neden olduğu, alınan adli rapora göre şikayetçinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte ve 1. (hafif) derecede kırık oluşacak şekilde yaralandığı, içeride yaşanan hadiseler nedeniyle dışarı çıkarılan sanıklar … ile … ise kamu görevi ifa eden jandarma görevlisi şikayetçi …’un sol koluna tekme ile vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıkları, şikayetçi …’nin sanık …’ün taşkınlıklarını engellemek istediği sırada sanığın dirseği ile şikayetçinin burnuna vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve burun kemiğinde kırık oluşacak şekilde yaraladığının iddia edildiği olayda;
A-Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme, sanık … hakkında ise kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Sanık …’ın, görevi yaptırmamak için direnme suçunun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden birden fazla kamu görevlisine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle, aynı nev’iden fikri içtimanın koşulları gerçekleşmiş olduğu halde, 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanmaması ve suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi karşısında, sanık hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın aynı Kanun’un 265/3. maddesi gereğince arttırılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca, sanık …’ün belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması nedeniyle infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
B- Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi karşısında, sanık hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 265/3. maddesi gereğince, hakaret suçunun ise aleni bir yer olan duruşma salonunda işlemesi nedeniyle, bu suçtan hükmolunan cezanın aynı Kanun’un 125/4. maddesi gereğince arttırılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; görevi yaptırmamak için
direnme suçundan kurulan hükümde, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca, sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması nedeniyle infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tekerrüre esas cezası bulunan sanık hakkında, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, infazda duraksamaya, karışıklığa neden olacak ve infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde 2 yıl denetimli serbestlik tedbir süresinin belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kısımlardaki “2 yıl süre ile” ibarelerinin çıkarılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
C-Sanık … hakkında şikayetçiler … ve …’ye yönelik kasten yaralama, sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme, sanık … hakkında şikayetçi …’a yönelik kasten yaralama ve sanıklar … ile … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanıklar … ve …’ın, şikayetçi …’u görevini yapmasını engellemek amacıyla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıklarının anlaşılması karşısında; yaralamanın niteliği ve derecesine göre eylemin görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurunu oluşturduğu gözetilmeden, sanıklar hakkında ayrıca kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nın 86/2,3-c maddesi gereğince hüküm kurulması,
2-Sanık …’ın, dirseği ile vurmak suretiyle şikayetçi …’yi burnunda kemik kırığı oluşturacak şekilde yaraladığının anlaşılması ve şikayetçi hakkında Adli Tıp … Şube Müdürlüğü tarafından tanzim edilen 04/02/2011 tarihli raporda, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilebilmesi amacıyla, şahsa ait olay tarihli grafilerin temin edilerek gönderilmesi gerektiğinin bildirilmesi karşısında;
kırığın hayat fonksiyonlarına etkisinin ne olduğu hususunda ayrıntılı rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
3-Sanık …’ın işlediği iddia olunan görevi yaptırmamak için direnme suçunun cebir unsurunu, jandarma görevlisi şikayetçi …’ın elini bükerek serçe parmağının kırılmasına neden olması şeklindeki eyleminin oluşturduğu anlaşıldığından, görevi yaptırmamak için direnme suçu ile anılan suçun unsuru olan ve TCK’nın 265/5. maddesi gereğince ayrı bir suç teşkil eden neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama eyleminin, hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birlikte görülmesi gerektiği gözetilmeden, şikayetçi …’ın beyanının alınmasının dosyayı sürüncemede bırakacağı şeklindeki oluşa uygun olmayan gerekçeyle, sanığın şikayetçiye yönelik kasten yaralama eyleminin tefrik edilmesi suretiyle ayrı bir kovuşturma yürütülmesi,
4-Olay sonrasında kolluk tarafından tanzim edilen tutanak ve duruşma tutanağında, sanıklar … ile …’in hangi eylemleri gerçekleştirmek suretiyle şikayetçilerin görevlerini yapmalarını engellediklerine dair açık bir ifadenin bulunmaması, şikayetçiler ve tanık beyanlarında da sanıkların direnme suçunu işlediklerine dair açık ve belli bir eylemin isnat edilmemesi, suçun cebir ve/veya tehdit unsurlarının ne şekilde oluştuğunun anlaşılamaması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, eylemin gerçekleştiği sırada duruşma salonunda bulunan avukatlar ile mübaşir, zabıt katibi ve gerektiğinde hakim ve Cumhuriyet savcısının da dinlenmesinden sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.07.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.