Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/12155 E. 2013/10182 K. 03.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/12155
KARAR NO : 2013/10182
KARAR TARİHİ : 03.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet,beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık … adına kayıtlı olan cep telefonu ile … Kuyumculuk isimli işyerini işleten müştekiyi bir erkek şahsın aradığı, arayan kişinin kendisini, Gölbaşı İlçesinde bir okulda … … adında bir öğretmen olarak tanıttığı, baldızının birazdan gelerek borca altın almak istediğini beyan ettiği, müştekinin de bunu kabul etmesi üzerine, sanık …’ın müştekiye ait kuyumcuya giderek, kendisini arayan öğretmenin baldızı olarak tanıttığı, müştekinin borca altın almak istediğini söylediği, müştekinin de, arayan kişi güvenerek sanık …’a 1.817 TL değerinde altın verdiği, sanığın da … oluşturma amacıyla 500 TL parayı peşin olarak müştekiye verip işyerinden ayrıldığı, müştekinin daha sonra yaptığı araştırma neticesinde, bahsedilen okulda ve Gölbaşın’da bulunan diğer okullarda adı verildiği şekilde bir öğretmen bulunmadığını tespit ettiği, böylece sanık … ile birlikte yaşayan sanık …’ın telefonla arayan kişi olduğu, böylece her iki sanığın iştirak halinde dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … Küllo hakkında verilen beraat kararına yönelik vekalet ücreti talebiyle sınırlı olarak yapılan incelemede;
1136 sayılı Kanunu’un 168. Ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Terifesi’nin 13.maddesinin 5.fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “Sanığın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlelen 500 TL vekalet ücretinin hazinden alınarak sanığa verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 322.maddesi uyarınca hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelenmesinde;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 31/03/2009 tarih ve 2008/6-256 Esas ve 2009/79 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ceza yargılanmasının en önemli ilkelerinden bir olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu, gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olan olaylar ve iddiaların, sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, ceza mahkumiyetinin, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihmali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiği, bu ispatın, hiçbir kuşku ve başka bir türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, yüksek de olsa bir olasılğa dayanılarak sanığı cezalandırmanın, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına geleceği dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, sanığın aşamalarda değişmeyen ifadelerinde suçlamaları kabul etmediği, kuyumcuya gelerek gerçek adını kullandığı, paranın bir kısımını vererek geri kalanını da yirmi gün sonra verceğini belirtip altın alacağını söylediği,
Müştekinin de bunu kabul ettiği, telefon numarasını da işyerine bırakarak oradan ayrıldığı, olayın ortaya çıkmasından sonra, müştekinin sanığa hemen ulaştığı, sanığın da altınları tekrar kuyumcuya iade ettiği, sanığın gerçek adını kullanması ve telefon numarası bırakılması nedeniyle dolandırıcılık kastıyla hareket etmediğinin anlaşıldığı, sanığın telefonu ile müştekinin daha önce aranmış olmasının, sanığın dolandırıclık kastıyla hareket ettiği veya o görüşme sırasında, hile teşkil eden sözler söylendiğini ispatlanamayacağı, müştekinin kimliği meçhul bir kişiyle böyle bir telefon görüşmesi yaptığının da delillendirilmediği, böylece sanığın hile yaparak altınları alındığına ve haksız menfaat temin ettiğine dair müştekinin soyut iddiasından başka mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
2-Kabule göre de, hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı ve yetersiz gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaştırılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.