Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/12871 E. 2014/1595 K. 30.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/12871
KARAR NO : 2014/1595
KARAR TARİHİ : 30.01.2014

Tebliğname No : 9 – 2011/210447
MAHKEMESİ : Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 25/03/2011
NUMARASI : 2010/421 (E) ve 2011/288 (K)
SUÇ : Mala zarar verme

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç,seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi
zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dahil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaretten bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Sanığın, kız kardeşi Fatma’nın resmi nikahlı kocasıyken ondan 09.04.2010 tarihinden sekiz gün önce mahkeme kararı ile boşandığı bildirilen şikayetçinin işyerine 09.04.2010 tarihinde giderek, işletme dışında bulunduğu söylenen koltuğu 160×160 cm ebadındaki ön cephe camına vurup kırması ve boşanma vakıasını öğrendiği tarihten itibaren katılanın ablası-tanık Betül’ü cep telefonundan sürekli şekilde farklı zamanlarda arayıp, şikayetçi Gökhan’ı kastederek “..onu dağa kaldırıp öldüreceğim, anasını avradını sinkaf edeceğim…” gibi sözler sarfetmesi eylemlerinin “mala zarar verme”, “zincirleme tehdit”, “zincirleme gıyapta hakaret” suçlarını oluşturduğu iddia edilen somut olayda;
Sanığın, hükme esas alınan 01.10.2010 tarihli duruşmadaki beyanında genel olarak “…Gökhan telefon kullanmaz o nedenle onunla telefon görüşmem olmadı, kardeşimin nerede olduğunu öğrenebilmek için ablası Betül’ü
telefonla aradım…Gökhan’a yönelik tehdit-hakaret içerir sözlerim olmadı,… Betül bana telefonda sinkaflı küfür edince bende ona karşılık verdim…Gökhan ile konuşmak için işyerine gittim, kendisi yoktu çalışanı İbrahim Umay bana saldırdı o nedenle işletme dışındaki koltuğu ona doğru attım…cama isabet etti…” şeklinde anlatımda bulunmuş olması tanık Betül’ün ise 25.03.2011 tarihli beyanında “…tehtit ve hakaret içerir sözlerini telefonda sadece ben duydum…” demesi karşısında; İbrahim Umay adlı kişinin iddia ve savunmalar doğrultusunda usulünce tanık sıfatıyla dinlenmesi, 21.04.2010 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında “şikayetçi” sıfatı bulunmayan tanık Betül’ün yukarıda belirtilen beyanı nazara alınarak sanığa yüklenen “hakaret” suçunda “ihtilat” unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin hükmün gerekçesinde denetime olanak verecek şekilde tartışılması, Gökhan ile Fatma’nın hangi tarihte boşandıkları hususunun açıklığa kavuşturulması, Mersin 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2010/666 sayılı dosyasının incelenmesi, ayrıntılı özetinin tutanağa geçirilmesi toplanan deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken delil takdirinde yanılgıya düşülerek, eksik soruşturmayla yazılı biçimde kararlar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.