Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/14115 E. 2014/2270 K. 10.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14115
KARAR NO : 2014/2270
KARAR TARİHİ : 10.02.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, hakaret
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hüküm fıkrasında, mala zarar vermek suçundan TCK’nın 151/1. maddesi uyarınca verilen cezanın, eylemin yakarak işlenmesi sebebiyle yapılan artırımı sırasında, uygulama maddesinin TCK’nın 152/2-a maddesi yerine 151/1-a olarak yazılmış ise de bu yanlışlığın mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır.
Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Sanığın eski eşi olan katılanın ikametine gittiği, burada çocuklarıyla görüştüğü, daha sonra katılanın sanığın gitmesini istediği ve çocukları içeriye alarak kapıyı kapattığı, ancak sanığın ısrarla görüşmek istediği ve evin dışında bulunduğu sırada katılana alenen hakaret ettiği ve katılanın zemin kat balkon perdesi ve halısını yakararak zarar verdiği, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçları işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında hakaret suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde,
Sanık, tanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçların sanık tarafından işlendiği sabit olmakla, bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, oybirliğiyle,
2-Sanık … hakkında mala zarar verme suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde,
Sanığın yargılamanın her aşamasında alınan savunmalarında üzerine atılı mala zarar verme suçunu işlemediğini beyan ettiği, kaldı ki suçun sanık tarafından işlendiğine dair görgü ve bilgisi olan herhangi bir tanık bulunmadığının anlaşılması karşısında, atılı suçun sanık tarafından işlendiği konusunda şüphe bulunduğu, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de dikkate alınarak, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.02.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanığın, eski eşi olan katılanın evine giderek, balkonda bulunan müşterek çocuklarıyla bir süre görüşmesinden sonra katılanın, çocukları içeri alıp sanıktan gitmesini isteyerek kapıyı kapattığı; ancak sanığın gitmediği ve ısrarla kapı ziline bastığı ve katılana hakaret ettiği, katılanın zemin katta bulunan balkon perdesi ve halısını yakarak zarar verdiği isnadıyla açılan davada Salihli 1. Asliye Ceza Mahkemesi hakaret ve mala zarar verme suçundan sanığın mahkûmiyetine karar vermiş ise de; kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen dairemiz hakaret suçundan verilen mahkûmiyet kararının oybirliği ile onanmasına; mala zarar verme suçundan verilen mahkûmiyet kararının ise oy çokluğu ile bozulmasına karar vermiştir.
Görüldüğü gibi, sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf mala zarar verme suçunun sübutuna; daha açık bir ifadeyle zemin kattaki balkon perdeleri ile halıların sanık tarafından yakılıp yakılmadığına ilişkindir.
Katılan, sanığın kendisi ile de görüşmek istediğini, bunu kabul etmemesi üzerine uzun süre zile bastığını, dışarı çıkmadığı için küfürlü sözlerle hakaret ettiğini, çocukların da camdan “baba biz çıkmayacağız” dediklerini, bir iki dakika sonra motosikletinin çalışma sesini duyduklarını, iki-üç dakika sonra da balkondaki perde ve kanepenin tutuşmuş olduğunu haber aldıkların ifade etmiştir.
Sanık ve katılanın müşterek çocukları olan tanıklar … ve… aynı hikayeyi anlatmışlar, ilaveten …, “babasının ayrılmasından sonra yangın çıktığını”, … da “ kardeşinin, ‘görüşmek istemediğini’ camın arkasından babasına söylediğini, kendisinin ise yemek yemeğe devam ettiğini, daha sonra dışarıdan geçen şahısların kendilerine evin balkonunda yangın olduğunu söylediklerini, kendisinin mutfakta olduğundan küfür olayını duymadığını” beyan etmişlerdir.
Gerek müşteki ve tanık beyanlarından gerekse tespit tutanağı ve fotoğraflardan, yangının zemin katta bulunan balkon demirlerindeki mavi perdeden başladığı açıkça görülmekte ve anlaşılmaktadır.
Sözü edilen balkon ile yol arasında evin bahçesinin bulunması ve aradan geçen 2-3 dakika gibi kısacık süre, perdenin yoldan geçenler tarafından sigara veya kibritle kazaen veya kasten yakılması ihtimalini yok etmektedir.
Sanığın ayrılmasından 2-3 dakika sonra yoldan geçenler tarafından katılana haber verildiği sırada, yangının balkon demirindeki perdeden ona dayalı kanepe ve yerdeki halıflekse geçmiş olması, sanığın 2-3 dakika önce aynı noktada bulunması, katılana karşı kızgınlık içerisinde bulunması ve hakaretler etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, yangının 2-3 dakika önce olay yerinden ayrılan sanık tarafından çıkarıldığının kabul edilmesinden başka bir seçenek kalmamaktadır.
Sonuç olarak; sübut bulan mala zarar verme suçu ile ilgili mahkûmiyet kararının onanması yerine bozulmasına dair çoğunluk kararına muhalifim.