Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/147 E. 2014/14327 K. 10.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/147
KARAR NO : 2014/14327
KARAR TARİHİ : 10.09.2014

Tebliğname No : 11 – 2011/1855
MAHKEMESİ : Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/04/2010
NUMARASI : 2009/165 (E) ve 2010/139 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Katılan Mevlüt’ün, kuyumcu olan tanık Turgay’dan satın aldığı altınlar karşılığında alacaklı kısmı boş haldeki 11.05.2007 düzenleme, 30.05.2007 ödeme tarihli 2.000 TL’lik bonoyu verdiği, katılanın tanığa olan borcunu ödedikten sonra senedini 02.06.2007 günü geri aldığı ancak aynı gün çarşıda dolaşırken senedi kaybettiği, sanık Hüsnü’nün ise suça konu bu senedi bir şekilde ele geçirip alacaklı kısmına kendi adını yazarak katılan aleyhine icra takibi başlattığı ve bu şekilde nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia olunan somut olayda ; Sanığın da savunmasında giyim eşyası üzerine ticaretle uğraştığını, katılana sattığı mallar karşılığında suça konu senedi aldığını beyan ettiği, katılanın ise senedin hukuka aykırı bir şekilde sanık tarafından ele geçirilip doldurulduğuna dair tanık anlatımları dışında yazılı delil sunamadığı ve bu itibarla sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği anlaşıldığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.