Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/18127 E. 2013/14169 K. 26.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/18127
KARAR NO : 2013/14169
KARAR TARİHİ : 26.09.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
18/06/2013 tarihli tebliğnamede “…hükümlere esas teşkil eden ve aslı ele geçirilemeyen kimlik belgelerinin ne şekilde hukuki sonuç doğurduğu ve aldatma yeteneklerinin ne suretle oluştuğu karar yerinde açıklanıp, tartışılmadan…” sanığa yüklenen “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından verilen hükümlerin bozulması görüşüne yer verilmiş ise de; dosya kapsamı itibariyle katılanların nüfus bilgilerini havi ancak üzerlerinde sanığın fotoğrafı bulunan kimlik belgelerinin ve Noterliklerden alınmış görünen sahte imza sirkülerlerinin haksız yarar sağlanması eylemlerinde kullanıldıkları hususunda bir tereddüt olmaması, davanın dayanağını oluşturan 29/05/2011 tarihli iddianamede de belirtildiği üzere; bu belgelerin katılan bankanın değişik şubeleri ve noter görevlilerine ibrazlarında, fotokopilerinin buradaki görevlilerce alınması hallerinde “yanıltıcı oldukları” ve “sahteliklerinin ilk bakışta anlaşılamayacak biçimde oldukları” somut olay itibariyle sabit olduğundan bu yöndeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek … gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; Sanığın, katılanlara ait nüfus bilgilerini havi üzerinde kendi fotoğrafı bulunan böylece sahte oluşturulan, dosya kapsamı itibariyle de “aldatıcılık kabiliyeti” olan kimlik belgelerini ve içeriği itibariyle sahte olarak Noterliklere düzenlettirilmiş imza sirkülerini katılan bankanın ilgili şubelerine ibraz ederek gerçek kişi katılanların uzun süredir işlem görmemiş banka hesaplarındaki paralarını çekmesi suretiyle haksız yarar sağlaması eylemlerinin ayrı ayrı “nitelikli dolandırıcılık” ve “Resmi belgede sahtecilik” suçlarını oluşturduğu iddia olunan somut olaylarda;
I) Katılan gerçek kişiler …, … ve …’a karşı “nitelikli dolandırıcılık” ve “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından verilen “mahkumiyet” hükümlerine yönelen sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Somut olaylarda; aldatma kabiliyetini havi sahte kimlik belgeleri ve Noterliklerce düzenlenmiş sahte imza sirküleri kullanılmış olmakla TCK’nın 43. maddesinin uygulanmaması isabetsizlikleri aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedenleri sayılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin suçların unsurlarının oluşmadığına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
II) Katılan gerçek kişi …’e karşı “nitelikli dolandırıcılık” suçundan verilen “beraat” hükmüne yönelen katılan banka vekilinin ve “Resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanık müdafii ile katılan banka vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a) “Nitelikli dolandırıcılık” suçu açısından; birleştirilen dosya arasında bulunan 07/07/2011 tarihli katılan banka Soruşturma Raporunun ek: 13’teki tutanakta yazılı ifade ve ek: 23’te yer alan ödeme belgeleri fotokopileri nazara alınarak, sanığın katılan … zararına haksız yarar elde edip etmediğinin, … hesabından çekilmiş görünen paraların kime, ne şekilde intikal ettiği (…’den) araştırılmadan eksik soruşturmayla yazılı şekilde “beraat” kararı verilmesi,
b) “Resmi belgede sahtecilik” suçu açısından; somut olayda aldatma kabiliyetini haiz sahte kimlik belgesi ve noterden onaylı imza sirküleri belgesi kullanılmış olmakla TCK’nın 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan banka vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 26/09/2013 tarihinde oybirilğiyle karar verildi.