Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/1957 E. 2014/17852 K. 03.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1957
KARAR NO : 2014/17852
KARAR TARİHİ : 03.11.2014

Tebliğname No : 11 – 2011/50162
MAHKEMESİ : Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 02/06/2010
NUMARASI : 2009/98 (E) ve 2010/268 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle,klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanıklar Ercan ile Yaşar’ın, fikir ve eylem birliği içerisinde hareketle sanık Ercan’a ait ve gerçekte kaybolmamış olan çeki kim olduğu bilinmeyen bir başka kişiye 03.03.2007 keşide tarihli, 5.000 TL bedelli olarak doldurtup imzalattırdıktan sonra, sanık Yaşar’ın suça konu çeki satın aldığı sucuklara karşılık katılan Mehmet’e ciro etmeden verdiği, bu arada keşide tarihinden bir gün önce sanık Ercan’ın çeki kaybettiğinden bahisle ilgili bankaya ödemeden men yasağı koydurduğu, çekin bankaya ibrazında karşılığının bulunmadığı gibi ödemeden men yasağı nedeniyle de herhangi bir işlem yapılmadığı , sanıkların bu şekilde iştirak halinde resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda ;
1-Sanık Ercan’ın aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediğini, çekin boş haldeyken kaybolduğunu, bunun üzerine bankaya ödemeden men yasağı koydurduğunu, katılanla arasında alış veriş olmadığını, katılanı tanımadığını, çeki kendisinin doldurmadığını beyan etmesi, sanık Yaşar’ın ise önceden ortak iş yapmayı planladıkları katılan Mehmet’e borcu olduğunu, daha önce yine borç aldığı sanık Ercan’dan çek istediğini, sanığın işyerine gittiğini ve sanık Ercan yokken dolu haldeki çeki aldığını, çeki alırken buna tanıklık edebilecek kimse olup olmadığı hatırlamadığını ve çeki ciro etmeden borcuna karşılık katılana verdiğini beyan etmesi, katılanın ise sanık Ercan’ı tanımadığını, aralarında ticari ilişki olmadığını, suça konu çeki sanık Yaşar’a sattığı mallar karşılığında aldığını beyan etmesi ve ekspertiz raporuna göre de çekteki yazı ve imzaların sanıkların eli ürünü olmadığının belirtilmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, daha önceden sanık Yaşar için kredi çekip borç veren sanık Ercan’ın yeniden çek vermesini gerektirecek borç ilişkisinin olup olmadığının araştırılması, bu hususta muhtar H. H. ile sanık Yaşar’ın annesi B. İ.’in tanık olarak dinlenmesi, sanık Yaşar’dan çeki Ercan’dan alırken ve katılana verirken neden cirosuz bir şekilde alıp verdiğinin açıklattırılması, ayrıca Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03/03/1998 gün ve 6/8-69 sayılı kararında açıklandığı üzere, önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından katılanın sanığa sattığını iddia ettiği mallara karşılık fatura, makbuz vb. belge olup olmadığının araştırılması, yine katılana sanıktan önceye dayalı alacağı olup olmadığının sorulması, çekin hangi borca karşılık verildiğinin net bir şekilde tespit edilmesi ile çekte cirosu bulunmayan ve ekspertiz raporuna göre çeki keşide etmeyen sanık Ercan’ın, diğer sanık Yaşar’ın eylemine ne şekilde iştirak ettiği de karar yerinde tartışılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de ;
2- Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasından ibaret mahkumiyet hükmünün ertelenmesi karşısında, TCK’nın 53/1.c maddesindeki hak yoksunluklarına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanun’un 53/3. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık Ercan müdafii ile sanık Yaşar ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.