Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/20637 E. 2014/10602 K. 28.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/20637
KARAR NO : 2014/10602
KARAR TARİHİ : 28.05.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, yaralama, tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Anayasa Mahkemesi’nin 23/07/2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 Karar sayılı iptal kararının yürürlüğe girdiği 07/10/2010 tarihinden 6217 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar verilen tüm adli para cezaları miktara bakılmaksızın temyize tabi olduğundan, hükümlerin kesin olduğu gerekçesiyle reddine dair tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Mala zarar verme suçu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma,yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanılış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını,kendisinin veya yakınının hayatına,vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin,onun iç huzurunu
bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi,verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanık … ve haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanıklar .. … ve …’in, karı koca olan katılanlar … ve ..l ile aynı apartmanda oturdukları, sanık … ile katılanlar arasında önceye dayalı husumetten meydana gelen olaylar nedeniyle kamu davaları açıldığı, suç tarihinde sanık … ve diğer sanıkların apartmanın önünde taş döşedikleri sırada katılanların pazar alışverişinden döndükleri, aralarında önceye dayalı olaylar nedeniyle tartışma çıktığı, sanık …’in katılan …’yı ölümle tehdit ettiği, diğer sanıklarla birlikte katılan … ve …l’ü basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıkları, katılanların evine gitmesi üzerine sanıkların, apartmanın birinci katında bulunan katılanlara ait eve taş atarak pencere camlarını kırdıkları sabit olmakla mala zarar verme, tehdit ve yaralama suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında, seçimlik cezalar öngören mala zarar verme ve basit yaralama suçlarından hüküm kurulurken, TCK’nın 58/3. maddesine göre hapis cezasının tercih edilmesi gerektiğinin gözetilmeden adli para cezasına hükmolunması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 28.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.