YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/2570
KARAR NO : 2014/18449
KARAR TARİHİ : 10.11.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın, şikâyetçiler … ile …’e yönelik olarak gerçekleştirmiş olduğu eylemleri dolayısıyla dolandırıcılık suçundan açılan kamu davaları ile ilgili olarak zamanaşımı süresince hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanıklar … ve …’nın, 11.02.2009 tarihinde katılan …’in yanına giderek yakınlarının öldüğünü, mevlidinin okutulması için 1.500,00 TL parayı hayır için dağıtacağını bildirerek, ihtiyaç sahiplerine dağıtması için katılana 1.500,00 TL’yi verdikleri, ancak önce bu paranın okunması gerektiğini, ama bunun için katılanın da üzerinden bir şeyler vermesi gerektiğini söylemeleri üzerine katılanın 2.500,00 TL civarındaki 3 burgulu altın bileziğini verdiği, sanıklardan birisinin bu bilezikleri ve parayı alarak “Ben bunları okutup geleyim, sen burada bekle” diyerek gittiği ve bir daha gelmediği, aynı şekilde …’nın, 02.03.2009 tarihinde saat 11:00 sıralarında Denizli/Merkez Atatürk caddesi üzerinde yaya olarak yürüyen katılan …’nun yanına yaklaşarak “Benim bir yakınım vefat etti, bunun için hayır parası dağıtıyoruz, ihtiyacı olan bir yakının varsa sana bu paradan vereyim” dediği, katılanın da “Ekonomik durumu kötü olan yakınlarım var onların adına parayı kabul edebilirim” dediği, bunun üzerine sanık …’nın üzerinden 1.500 TL para çıkarttığı ve katılana verdiği, daha sonra katılana “Senin paran var mı” dediği, katılanın da 800 TL parasının olduğunu söylediği, sanığın bu kez “Sana verdiğim 1.500 TL parayı ve sendeki 800 TL parayı ver, hepsini beraber hoca okusun, tekrar tamamını sana vereyim” dediği ve parayı alarak cadde üzerinde bulunan bir apartmana girdikleri, burada diğer sanık … ‘ın beklediği ve katılana “Bu şahıs benim dayım olur, bu apartman benim, sakın aldığın hayır parasını içki içen birine verme” dediği, sonrasında sanık …’un “Ben yukarıya hocanın yanına gidip hemen geliyorum” diyerek oradan ayrıldığı, katılanın diğer sanık ile beklemeye başladığı, ancak bir süre sonra arkasını döndüğünde diğer sanık … ‘ın da olay yerinden ayrıldığı; sanıklardan … ‘ın aynı gün 13:00 sıralarında yürüyüş için ikametinin önüne çıkan katılan …’ın yanına giderek “Bu civarda semt pazarı var mı” diye sorduğu, katılanın da olduğunu, ancak o gün itibarıyla kapalı bulunduğunu bildirdiği, bu sırada diğer sanık …’nın gelerek katılana hayır dağıttıklarını söyleyerek kolundaki bilezikleri de verdiği takdirde ikisini birlikte okutacağını söylediği, bu duruma inanan katılanın bileziklerini çıkararak sanığa verdiği, sanıkların oluşturduğu senaryo çerçevesinde parayı hocaya okutma bahanesiyle hep birlikte bir apartmanın içine girdikleri, sanıklardan birisinin dışarıda kaldığı, diğer sanığın asansöre yöneldiği sırada onun da olay yerinden kaçtığı, böylelikle sanıkların dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanıklar … ve … haklarında dolandırıcılık suçundan verilen hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın hüküm tarihinden sonra 15.05.2012 tarihinde öldüğünün UYAP ortamından MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.