YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/2615
KARAR NO : 2014/18448
KARAR TARİHİ : 10.11.2014
Tebliğname No : 11 – 2011/58389
MAHKEMESİ : Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/10/2010
NUMARASI : 2009/435 (E) ve 2010/332 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
P. Ambalaj Ürünleri Limited şirketinin yetkililerinden olan sanık M.. S..’nun, A. Kalıp Sanayi Limited şirketinden satın almış olduğu mallara karşılık vermiş olduğu suça konu çekleri, Adana 5. Noterliği’nin 14 Ağustos 2006 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca diğer sanık D.. K.. ile müştereken imzalaması gerekirken tek başına imzaladığı, Akdemir şirket yetkilerinin de almış oldukları krediye karşılık katılan bankaya çekleri verdikleri, bu şekilde sanıkların çekleri tek imza ile imzalayıp kullandıktan sonra ödenmelerini engellemek için de TTK’nın 711. madde uyarınca ödemeden men talimatı vermek suretiyle şikâyetçinin alacağını almasına engel olmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanıklardan M.. S..’nun aşamalardaki tüm savunmalarında, çekleri kullanan A. şirketinin sahiplerinden olan H. A.’in, kendilerinin yetkili olduğu Petmas şirketin ortaklarından olduğunu, bu nedenle suça konu çeklerin çift imza ile imzalanması gerektiğini bildiğini, ancak aralarındaki ticari ilişki gereğince malların tesliminden sonra ikinci imzanın tamamlanması konusunda anlaştıklarını, daha sonra Akdemir şirketinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ödemeden men talimatı verdiklerini belirterek suçlamaları kabul etmemesi, savunma doğrultusunda yapılan incelemede, P. şirketinin yetkili müdürlerinin sanıklar olduğunun karar altına alındığı 14.08.2006 tarihli ortaklar kurulu kararının içeriğinden, tanık H. A.’in de diğer sanıklarla eşit oranda şirket ortağı olduğu ve imzasının bulunduğunun anlaşılması, ayrıca dosya kapsamından P. şirketi tarafından Akdemir şirketine verilmiş olan çift imzalı başka çeklerin de olduğunun tespit edilmesi ile Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13.05.2010 tarih ve 2008/250-2010/224 E-K sayılı ilamından Akdemir şirket yetkilisi A. R. A. ile sanıkların 30 yıldan beri ticari alışveriş içerisinde bulunduklarının belirlenmesi karşısında, tanıkların suça konu çeklerin müşterek imza ile imzalanması gerektiğini bilmedikleri yönündeki beyanlarının hayatın olağan akışına uygun düşmemesi; öte yandan hesap sahibi adına müştereken çek keşide etme yetkisi bulunanların, tek imza ile çek keşide etmeleri durumunda, hesap sahibi gerçek ya da tüzelkişinin hukuki ve cezai sorumluluğu bulunmamakta ise de; Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince imzalayan kişinin çekten kendi adına sorumlu olacağı da dikkate alındığında, sanık Mahmut’un tek başına keşide ettiği çeklerin, hukuken geçerli çek niteliğinde olmaları nedeniyle ondan çek bedellerinin tahsil edilmesinin de olanaklı olması karşısında; sanıkların atılı suçtan beraatlarına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde mahkûmiyetlerine hükmolunması,
Kabule göre de;
2-TCK’nın 5237 sayılı Kanun’da, 765 sayılı Kanun’dan farklı olarak “Gün para cezası” sisteminin kabul edilmesine bağlı olarak nispi para cezasına yer verilmediğinden, sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken, TCK’nın 158/1-f maddesine göre adli para cezasının, elde edilen veya elde edilmek istenilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde temel gün birim sayısı üzerinden belirlenip, artırım ve indirimlerin yapılmasından sonra elde edilen sonuç gün birim sayısının, bir gün karşılığı olarak 20-100 TL arasında tespit edilecek para miktarı ile çarpılması suretiyle tayin edilmesi gerekirken doğrudan haksız menfaatin iki katına hükmedilip, artırım ve indirimin bu meblağ üzerinden yapılması suretiyle adli para cezasının yanlış hesaplanması,
3-Suça konu çeklerin aynı anda verdiklerinin anlaşılması ve mahkemenin kabulünün de bu doğrultuda olması karşısında, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde öngörülen zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağının bulunmadığının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.