YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/30034
KARAR NO : 2014/19712
KARAR TARİHİ : 25.11.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dikili ağaç, fidan ve bağ çubuğuna zarar verme, kasten yaralama
HÜKÜM : Ret, beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Kasten yaralama suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Ceza yargılaması yapılabilmesi için bir takım “olmazsa olmaz” (sine qua non) şartlar aranır. Muhakeme yapılmasına engel olan bu şartlardan birisi “Non bis in idem” olarak ifade edilen, hüküm veya açılmış dava bulunmamasıdır. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da yaşayan bir hukuk normu olarak uygulanan, doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan “Non bis in idem” ilkesi 1412 sayılı CMUK’nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir”, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm” başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise; “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilecektir. “Non bis in idem” ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup, konu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 numaralı Ek Protokolü’nün “Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı” başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; “Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez” şeklinde ifade edilmiştir.
Bu genel bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/954 esas, 2010/611 karar sayılı dosyasının incelenbmesinde, sanığın …, müştekinin …, suç tarihinin ise 27/05/2009 olduğu, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nın 86/2, 53/1. maddeleri uyarınca sanık hakkında kamu davası açıldığı, bu dosya içerisinde bulunan 12/11/2009 tarih ve 21416-5912-2732 sayılı iddianamede “…şüphelinin çöp içerisinden aldığı taş ile şikayetçinin koluna vurarak onu 11.11.2009 tarihli adli tıp kurumu raporuna göre basit tıbbi tedavi ile iyileşecek şekilde kasten yaraladığı…” ifadelerine yer verildiği, temyiz incelemesine konu dosyadaki iddia ve olayın da aynı olduğu, dolayısıyla aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için, önceden verilmiş bir hükme rağmen yeniden dava açıldığı anlaşılmış olmakla, 5271 sayılı CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca verilen ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma suça konu şeyin amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Türk Medeni Kanunu’nun “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesi: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını yasal sınırlar içinde kullanabilme yetkisini düzenlemiştir. Öte yandan, anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde yer alan 740. maddesi ise başkasının mülküne taşarak zarar veren dal ve köklerin, zarar gören mülk sahibinin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmaması halinde, zarar gören mülk sahibi tarafından kesilebileceği ve kendi mülkiyetine geçirilebileceği hükmünü içermektedir. Görüleceği üzere bu madde ile de mülkiyetin taşkın kullanımına kısıtlama getirilmiştir. Buna göre, mülk sahibi bu hakkını, önceden istemde bulunmasına karşın taşan dalları uygun bir süre içinde kaldırılmadığı takdirde kendisi kullanabileceği gibi, bu zararın mahkeme aracılığı ile giderilmesini de isteyebilir.
Sanığın, komşusu olan katılana, bahçesindeki kiraz ağacının dallarını kendi bahçesindeki sebzelerin üzerine gölge ettiği için budamasını söylediği, olay tarihinde katılanın kiraz ağacının dallarını budamamasına sinirlenerek, bahçesindeki kiraz ağacı fidanını gövdesinden kesmek suretiyle zarar verdiği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; sanığın kollukta verdiği 15/07/2009 tarihli ifadesinde “..kendisinin evlerimizin arasında bulunan kiraz ağacı var ve büyüdüğü için budamasını söyledim ve kendisi kendi tarafındaki dalları budadı ve benim evime doğru uzanan dalları budamadığı için bende kendi bahçemden ulaşabildiğim yerdeki dalları budadım…” şeklindeki savunması ve 18/11/2009 tarihli görgü ve tespit tutanağında katılanın bahçesinde gövdesi kesilmiş 10 cm çapı olan ve 20 cm yerden yukarıda kökü bulunan kiraz ağacının olduğunun belirtilmesi dikkate alındığında, sanığın eyleminin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 740/1. maddesindeki yasal düzenleme kapsamında kalıp kalmdığının, sanığın katılandan taşan dalları kaldırmasını önceden isteyip istemediğinin tespiti ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25/11/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.