YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3378
KARAR NO : 2014/19573
KARAR TARİHİ : 24.11.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanık …’ın duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Şikayetçiyi dolandırmaya karar veren sanıklardan …’un Adıyaman ilinde faaliyet gösteren… İdeal Tekstil Sanayi Ticaret şirketi ile iş ilişkisi olduğunu bildiği şikayetçi …’yı arayarak kendisini anılan şirketin yetkilisi olarak tanıtıp, Adıyaman’dan İstanbul’a geldiğini ve parke numunelerini görmek istediğini söylediği, ertesi gün sanık …’ın yanında … ile depoya giderek çeşitli parke siparişi verdiği ve daha sonra buluşmak üzere ayrıldıkları, aynı günlerde şikayetçinin, …’u arayarak parke satımı üzerinde anlaştıkları, sanık …’ın çek verebileceği yönündeki teklifini kabul eden şikayetçinin, faksla gönderilen çek suretini bankaya sordurduğunda geçerli olduğunu öğrenmesi üzerine parke satışı işlemini kabul ettiği, 19.01.2008 tarihinde tanık …’ın idaresindeki … plakalı vasıtaya malları yükledikleri, bu arada önceden varılan anlaşmaya göre suçta kullanılan 30.03.2008 tanzim tarihli, 0160045 no’lu 16.500,00 TL bedelli keşidecisi … olan çekin aslının şikayetçinin çalışanı …’na teslim edilmesi üzerine, önceden bildirilen çek numarası ile teslim edilen çekin numaralarının farklı olduğunu öğrenmesi nedeniyle sanık …’u aradığında sanığın bunun sorun yaratmayacağını söylediği, çekin geçerliliği hususunda şüphelenmeyen şikayetçinin, faturayı kesip, şoför …’a teslim ettiği ve şoförün Adıyaman’a gitmeden önce Merter’e uğraması gerektiğini oradan da bir miktar mal yükleyeceğini söyleyerek ayrıldığı, parke yüklü vasıtayı sanık …’ın kullandığı bir otomobille takip eden sanıklar … ve …’un aracı Göztepe’ye yönlendirdikleri, bu durumdan şüphelenen kamyon şoförü …’ın şikayetçiyi bilgilendirdiği, şikayetçinin de çekten şüphe duymasının da etkisi ile dolandırıldığını anlayarak hemen kolluk görevlilerine haber verdiği, yapılan takip neticesinde parke yüklü kamyonun sanıklar …, …, … ve … ile birlikte ele geçirildiğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın yokluğunda verilen hükümlerin kendisine 27.10.2010 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen, yasal süresi geçtikten sonra yapmış olduğu 24.01.2011 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanıklar …, … ve … haklarında dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklar Niyazi ve Kenan’ın çekin arkasında cirosu bulunan As İdeal Tekstil Sanayi Ticaret şirketine ait kaşeyi şirketle bir ilgilerinin bulunmamasına rağmen birlikte yaptırıp malların yüklü olduğu aracı takip etmeleri ve dosya kapsamından benzer olaylarda da birlikte hareket ettiklerinin anlaşılması ile sanıkların ilk yakalandıkları sırada suça konu sahte çeki temin eden kişinin sanık … olduğunu belirtmeleri karşısında, olayın başından sonuna kadar fikir ve eylem birliği içerisinde suç işleme kastıyla hareket eden sanıkların eylemlerinin, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup, bu yönde bozma talep eden tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a)Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken, TCK’nın 158/1-f-son maddesine göre adli para cezasının, TCK’nın 52. maddesi uyarınca, elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde temel gün birim sayısı üzerinden belirlenip, artırım ve indirimlerin yapılmasından sonra elde edilen sonuç gün birim sayısının, 20-100 TL arasında tespit edilecek bir gün karşılığı para miktarı ile çarpılması suretiyle tayin edilmesi gerekirken, 1000 gün olarak belirlenip para cezasına çevrildikten sonra, elde edilen menfaatin iki katının altında kaldığından bahisle bu kez haksız yararın iki katı olarak belirlenen temel ceza üzerinden indirim yapılması suretiyle para cezalarının yanlış hesaplanması,
b)Sanık …’nin tekerrüre esas alınan ilamının, 3167 sayılı Kanun’un 13/1. maddesinde öngörülen karşılıksız çek keşide etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne ilişkin olması ve 5941 sayılı Kanun’un 03.02.2012 tarih ve 6273 sayılı Kanun ile değişik 5. maddesinde öngörülen yaptırımın idari yaptırıma dönüşmesi karşısında, hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm fıkrasından, temel cezanın belirlendiği kısımdaki “1000’er gün” ve takdiri indirim maddesinin uygulandığı bölümdeki “27.500’er TL” adli para cezası ibarelerinin çıkarılarak yerlerine “1650’şer gün” ve “1375’er gün” ifadelerinin yazılması ile ikinci ve üçüncü bentlerin tamamen çıkarılması ve takdiri indirim maddesinin uygulandığı bentten sonra gelecek şekilde “Sanıkların şahsi ve sosyal durumu dikkate alınarak TCK’nın 52/2. maddesi uyarınca sanığa verilen cezanın beher günü takdiren 20,00’şer TL’den paraya çevrilerek neticeten 27.500,00’er TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ifadesinin eklenmesi ile sanık … hakkında verilen her iki hüküm fıkrasından mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ilişkin bölümlerin çıkarılması suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.