YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3389
KARAR NO : 2013/18010
KARAR TARİHİ : 20.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık müdafiinin vekalet ücretine yönelik temyiz talebinin incelemesinde;
Sanık müdafiinin yüzüne karşı tefhim olunan 30.12.2010 tarihli beraat hükmüne yönelik, yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 27.01.2011 günlü temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Katılan vekilinin, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat kararlarına yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,
Kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle,klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’in, katılanla aralarındaki ticari ilişkiye istinaden 28.11.2007 keşide tarihli, 7.900 TL bedelli suça konu çeki verdiği, çeki vermeden önce keşideci imzasını başkasına attırdığı ve çek dolaşıma sürülünce imzaya itiraz ederek borçtan ve takibattan kurtulmaya çalışarak nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia olunan somut olayda; sanığın savunmasında, suça konu çeki 1998 yılında Ankara’da kaybettiğini, o tarihten beri çek keşide etmediğini, katılanı tanımadığını ve ticari ilişkisi olmadığını beyan etmesi, katılanın ise sanıkla arasındaki ticari ilişkiye istinaden çekin kendisine verildiğini, sanığın ortağı olan …’in çeki imzalamış olabileceğini beyan etmesi ve sanıkla ticaret yaptığına dair dosyaya fatura ve kargo evrakları ibraz etmesi, katılan vekilinin dinletmek istediği ancak adresinde bulunamaması nedeniyle dinlenemeyen tanık …’in Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmete olan menfi tespit davasındaki ifadesinde, sanıkla ortak olduğunu, çekteki imza ve yazıların kendisine ait
olduğunu, suça konu çeki katılanla yapmış oldukları ticaret karşılığında verdiklerini, çeki sanığın verdiği vekalet ile keşide ettiğini, çekin 1998 yılında verildiğini beyan etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; öncelikle ilgili bankadan suça konu çekin hangi yıla ait olduğunun ve 1998 yılından sonra sanığa çek karnesi verilip verilmediğinin sorulması, katılandan dosyaya ibraz ettiği fatura asılları istenerek, sanıktan katılanla aralarında ticareti faaliyet olup olmadığının sorulması ve kabul etmemesi halinde fatura ile kargo evraklarının açıklattırılması, ilgili ticaret sicilinden Afyon’da faaliyette bulunan Aydın Ticaret Limited Şirketi’nin ortaklarının kimler olduğu, şirketi temsil ve ilzama hangi ortağın yetkili olduğunun sorulması, tanık …’in dinlenerek çekteki imza ve yazıların kendisine ait olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu aldırılması, ayrıca Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/85 sayılı dosyası getirtilerek incelenmesi ve toplanan tüm delillerin sonucuna sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 20.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.