YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/347
KARAR NO : 2014/15606
KARAR TARİHİ : 25.09.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/343655
MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/06/2010
NUMARASI : 2009/1457 (E) ve 2010/717 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Katılan G.. Z..’in 21/05/2009 tarihinde R.. T.. Caddesi üzerinde bulunan B.. Market’ten alışveriş yapıp çıktığı sırada sanıklar İ.. B.. ve Ü.. A..’nın katılanın yanına yaklaştıkları “Teyze sen bizi tanıdın mı? Ben Arçelik’in yeğeniyim, bu arkadaş da torunu” diyerek katılanı bina girişine oturttukları, “Teyze biz para dağıtacağız, ölümden sonra ıhsak parası dağıtacağız, bize yardımcı olur musun?” dedikleri katılanın eline para uzattıkları, “Tamam sana bu parayı verelim, ancak senin de bir eşyanı okutmamız lazım ” diyerek sol kolunda bulunan 60 gr’lık iki adet Ankara burması bileziği ve verdikleri parayı alarak “Teyze biz birazdan geliriz” diyerek gittikleri, yine katılan F.. Y..’in 10/06/2009 tarihi saat 17.00 sıralarında İrfan Baştuğ Caddesi üzerinde yürürken sanıklar S.. A.. ve Ü.. A..’nın katılanın yanına yaklaşarak hal, hatır sordukları, kendisini tanıdıklarını, kayınvalidelerinin vefat ettiğini ondan kalan daireyi 45.000,00 TL’ye sattıklarını, bunun 15.000,00 TL’sini hayır için dağıtacaklarını söyleyerek kendilerine yardım parası dağıtma hususunda yardımcı olmasını istedikleri katılanın eline 2.000,00 TL parayı verdikleri, bir yere gidip geldikten sonra müştekiye “ Hoca efendi bize bu paraya karşılık olarak yanında bir güvence göstersin, dedi” diyerek verdikleri 2.000,00 TL ile katılanın kolunda bulunan 2 adet Mersin burması bileziği alıp, “bu parayı hocaya devrettirip geleceğiz” diyerek alıp gittiklerinin iddia ve kabul olunması karşısında, sanıkların eylemlerinin temas ettiği, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde, hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar ve sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMK’nın 326/son maddesi gereğince ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 25.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.